Fast Money. Raffaello Sanzio, Michelangelo, Rembrandt, Francisco Goya ve daha birçok ünlü yabancı ressamın 20 önemli tablosunu derledik. Bu yazımızda yer veremediğimiz tabloları listelediğimiz Bilmeniz Gereken 23 Tablo yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Sitemizdeki arama özelliğini kullanarak ressam adlarını aratabilir, onlarla ilgili hazırladığımız yazıları okuyabilirsiniz. 1. Hieronymus Bosch 1450 – 1516 – Hollanda Rönesans’ın kuzey temsilcilerinden biri olarak tarihe geçti. Muhteşem alegorik, mistik ve fantastik işlere imza attı. Tablolarında melekler, şeytanlar, canavarlar, hiç görülmemiş yaratıklar çizdi. Sonraki kuşaklarda anlaşılacak sürrealizm akımının öncülerindendir. Bu eserinde, sol taraf cennet, orta kısım dünya, sağ taraf ise cehennemi tasvir eder. Sol tarafta ortada duran tanrı, bir elinde tutuğu Havva’yı, uykudan yeni uyanan Adem’e takdim etmekte. Havva’nın ardındaki tavşan doğurganlığı, Adem’in ardındaki ejderha ağacı ise sonsuz yaşamı temsil etmektedir. Tuin Der Lusten Zevkler Bahçesi, 1503-1504, Museo Nacional Del Prado, Madrid Resmin orta kısımda ise çöküşten önceki geçici, eğlendirici, yozlaşmayı gösterir. Bu tuhaf eğlenceler ve cinsellik içinde kaybolmuş figürler, aslında kendilerini bekleyen cehennem azabından habersiz bir şekilde yozlaşmakta ve günah işlemektedir. Resmin orta kısımda ise çöküşten önceki geçici, eğlendirici, yozlaşmayı gösterir. Bu tuhaf eğlenceler ve cinsellik içinde kaybolmuş figürler, aslında kendilerini bekleyen cehennem azabından habersiz bir şekilde yozlaşmakta ve günah işlemektedir. Sağ taraftaki cehennem ise sıradışı ve absürd görünümleri resmetmiştir. Burada her günah ayrı ayrı cezalandırılmaktadır. Örneğin gurur, prensin tahtı altında uzanan kadının, bir zebaninin kalçasındaki aynada kendi aksini görmesi, öfke, ağaç adamın yanında kurtlar tarafından yenen şövalye gibi… Tablonun yapıldığı yıllarda, günahın nedeni ve erdemin kaybedilişinin yegane nedeni, şehvet ve cinsellik olarak görülür. Bu nedenle, cinsellik, günaha teşvik eden ve cezalandırılmaya da neden olan diye resmedilmiş. Resimdeki 2 panel kapatılınca tablo kare şeklini alır ve farklı bir resim karşımıza çıkar. Dünya, kristal bir küre şeklinde betimlenmiş, yeni oluşmakta olan yeşillikler görülür. Resmin sol köşesinde ise dünyayı yaratmakta olan tanrı görülür. Üstte İncil’den bir alıntı yazar “O konuştu ve oldu, o emretti ve durdu” yazar. 2. Raffaello Sanzio 1483 – 1520 – İtalya İtalyan Rönesansı’nın önemli ressamlarındandır. 16 yaşında yaptığı Havva’nın Yaratılışı ve Trinite tablolarıyla dikkat çekti. Ama en ünlü eserlerinden biri Bakire ve Çocuktur. Michelangelo ve Da Vinci’nin figür ve kompozisyonlarından etkilendi. Resmettiği teolojik, felsefi, lirik tablolarda hep bir sakinlik hakimdir. Atina Okulu freskinde, eski yunan filozoflarını tasvir eder. Ama geri plandaki bina Yunan mimarisinden çok eski Roma mimarisi tarzında resmedilmiştir. Tam ortadaki 2 kişiden çıplak ayaklı, yaşlıca olan Platon’dur ve elinde eseri Timaeus. Hemen yanında bir adım gerisinde iyi giyimli olan ise öğrencisi Aristotales, elinde eseri Ethics vardır. Resmin solunda zeytin yeşili giysi içinde olan ise Sokrates’tir. Resmin sol alt köşesinde oturan elindeki deftere yazmakta olan Pisagor’u temsil eder. Merdivenlere gelişigüzel oturan ise Diyojen’dir. Resimde 59 figür yer alır. Hepsi de geometri, felsefe, astronomi, matematik dallarında çalışmış büyük bilim adamları ve felsefecilerdir. Eserin en önemli yanı Rönesans’ın çıkış noktası olan Klasik Yunan felsefe, sanat, bilim dünyasına ait bu çok önemli isimleri bir arada resmetmesidir. Ressam çok genç yaşta, 37 yaşında soğuk algınlığından hayatını kaybetti. School Of Athens Atina Okulu, 1509, Vatikan Sarayı, Roma 3. Michelangelo Merisi Da Caravaggio 1571 – 1610 – İtalya Soyadını doğduğu köyden alan ressam, ışık ve gölge kullanımıyla barok akımın en özgün sanatçılarındandır. Önceleri kendi portreleri başta olmak üzere, ölü doğa, meyve resimleri yaptı. Doğalcılığının yanı sıra ışık ve renklerinde neredeyse realizm akımının etkileri görülür. Son dönem eserlerinde dinsel sahneler resmetti. The Death Of Virgin Meryem’in Ölümü, 1604 – 1606, Louvre Müzesi, Paris Tam bir ustalık eseri olan bu tablosu, Caravaggio’nun ışık ve gölge konusunda dahiyane olduğunun, resimsel düzlemi dramatik bir şekilde ele alışının göstergesidir. Bu tablosunda çağdaşlarından farklı olarak gölgelere önem vermesi, dramatik anı teatral sahne gibi algılaması tabloyu önemli kılar. Caravaggio’nun Eserleri ve Hayatı 4. Rembrandt Harmenszoon Van Rijn 1606 – 1669 – Hollanda Hollanda’nın önemli ressamlarındandır. Bir dönem yaptığı başarılı portreleriyle tanındı. Dönemindeki sanatçılardan farklı olarak geçmişi değil, devam eden hayatların hikayesini resmetti. Tutkulu ve meraklı olduğu için, farklı konuları resmetti. Rembrandt’ın Gerçekliğiyle Büyüleyen 30 Eseri The Night Watch Gece Bekçileri, 1642, Rijks Müzesi, Amsterdam Gece Bekçileri ise, kalabalığın içinde dinamik ve hareketli bir grup portresi olarak dikkat çeker. Yüzbaşı Frans Banning Cocq ve Teğmen Willem van Ruytenbuch komutasındaki şehir muhafızlarının flemenkçe Kloveniers denir gece devriyesinin anlatıldığı tablonun en önemli özelliği, ışık oyunları sayesinde esrarlı bir hava yaratılmış olmasıdır. Yüzbaşı Cocq gruba liderlik etmekte hemen yanındaki sarı giysili teğmen Ruytenbuch ona eşlik etmekte. Aslında tabloyu ressam yaptığında gece değil, gün ışığında betimlemiştir. Restorasyonlarda sürülen vernik ve kir yıllar içinde koyu siyah bir tabaka oluşturmuş, adına da geceyi ilave etmişler. Yeniden yapılan restorasyonla gerçek açığa çıkmış. Aslında olayın gün ışığında yaşandığı anlaşılmış. Tabloda Barok tarzın en önemli özelliklerinden ışık gölge karşıtlığının, ressam tarafından ustaca kullanılması sayesinde, tüm figürler canlıymış gibi algılanır. Resimde tek kadın figürü, parlak sarı renkli elbisesiyle, silahşörün arkasındaki küçük kızdır. Resimde bolca semboller kullanılmıştır. Kızın belindeki kemerde bu askeri birliğin sembolü olan, büyük pençeli bir ölü tavuk ve yine birliğin sembolü tabanca flemenkçede Klover denilir asılıdır. Kızın elindeki gümüşten kadeh de goblet yine birliğin sembollerinden biridir. Yüzbaşının asası, tüfek, sancak ve mızrağın sola, teğmenin asası, tüfek ve bir başka mızrağın sağa eğik duruşlarındaki paralellik resimde ilginç bir düzen yaratıyor. O dönemde Hollanda’da askeri birlikleri, muhafızları resmetmek çok yaygındı. 5. Francisco Goya 1746 – 1828 – İspanya Portrelerle tanınan Goya’nın eserlerinde modern sanatın ilk adımlarını görürüz. 40 yaşında Kral IV. Carlos’un emrine girdi, saray ressamı oldu. Güney İspanya yolculukları sırasında geçirdiği rahatsızlıktan dolayı sağır oldu. Karamsar mizacı tablolarına da yansıdı. Bunalım, zulüm, travmaları konu etmeye başladı. Francisco Goya’nın Eserleri ve Hayatı The Third Of May 1808 3 Mayıs 1808, 1814, Prado Müzesi, Madrid Fransız askerlerinin İspanya işgalinden etkilenen Goya, 3 Mayıs 1808 adlı eserini yaptı. Bu tablosunda işgali ve savaşı resmetti. Tablonun koyu renkli iç karartıcı ortamı Fransız askerlerinin duruşu ile daha da bunaltıcı bir hale geliyor. Fransız askerleri ile kurbanların çok yakın mesafede durmaları gergin atmosferi daha da arttırıyor. Yerde kanlar içinde yatan direnişçinin hemen yanında ayakta duran bir diğer direnişçi korku içinde gözlerini kapatıp sıranın kendisine gelmesini beklerken, diğeri nefretle yumruklarını sıkmakta, bir başkası ise yumruk yaptığı ellerini ısırmakta. Kalabalığın ortasında teslim olan figür eserin odak noktasıdır. İsa’nın çarmıha gerilişinin imgesidir bu. Dikkatli bakılınca sağ elinin ortasında İsa’nın Stigmatalarından birini görebiliriz. Resmin ışık kaynağı fener bu figürün yüzünü aydınlatmaktadır. Goya bu eserini 1808’de Fransızların Madrid’i işgali sırasında, Napolyon’un askerlerine direnen ve çaresiz kalan İspanyollar’ın anısına resmettiğinden tablo tarihe de ışık tutmaktadır. 6. Caspar David Friedrich 1744 – 1840 – Almanya Dramatik sahneleri, karmaşık duyguları ve esrarengiz atmosferleri resmetmesiyle ünlüdür. Doğanın hem sakin hem de coştuğu anları tuvaline yansıtan sanatçı, genç Alman ve İskandinav sanatçıları derinden etkiledi. Bir dönem eserleri unutulsa da 1900’lerin başında popülerliğini yeniden kazandı. The Wonderer Above The Sea Of Clouds Bulutların Üzerinde Yolculuk, 1818, Kunsthalle, Hamburg Bu eserinde sisli bir havada, kayalıkların üzerinde sırtı dönük bir erkeği tasvir ediyor. Bu figürün kendisi olduğu düşünülüyor. Resmin her yerini kaplayan sis, ileride bulutlarla bütünleşmiş görünüyor. Resimdeki dağlar Almanya’nın Saksonya ve Bohemya bölgelerinde yer alan Elbsandsteingebirge dağ grubudur. Geniş bir perspektife sahip manzaranın karşısında figür düşüncelere dalmış, adeta büyülenmiş gibi durmaktadır. Muhtemelen gelecek üzerine düşünmektedir. Figürün sırtını dönmüş olması izleyeni dışlayan bir tavır değildir, tam tersine her ikisinin de aynı yerden aynı bakış açısına sahip biçimde manzaraya hakim olmasını sağlar. Genellikle eserlerinde insan kullanmayı tercih etmeyen bir ressamdır. 7. John Constable 1776 – 1837 – İngiltere Kendisinden önce gelen sanatçıların ve gerçeği yansıtmayan resimlerine karşın, çevresini ve doğayı olduğu gibi ve canlı resmetmeyi başardı. Bulutlara neredeyse hareket kazandırdığı ve kullandığı renklerin sıcaklığıyla adeta gerçekmiş gibi algılanan tablolar, ününün yayılmasını sağladı. Kendi tarzında boyadığı kesik fırça darbeleri ve renk karışımları uslubunu oluşturdu. The White Horse Beyaz At, 1819, Frick Koleksiyonu, New York Beyaz At adlı eser sanatçının üslubunu tam olarak ortaya koyar. Hareketli kıvrımlar ve gerçekmiş gibi renklendirdiği sahne ile ressam, sanat tarihine adını yazdırmayı başardı. Tabloda, Suffolk ile Essex, eyaletleri arasında Stour nehri üzerinde bir kır manzarasını betimlenmiştir. Aynı yeri Saman Arabası tablosunda farklı açıdan resmetmiştir. İncelikle düşünülmüş gökyüzünün karanlıktan aydınlığa açılan rengi, kümelenmiş bulutlar, çimenler ve ağaçların verdiği düzen hissi eserde huzur dolu bir atmosferi yaratır. Constable kendinden önceki klasik peyzaj tekniğinin dışına çıkmış, simetrik bir görüntü elde etmekle uğraşmamıştır. Sıra dışı renk tekniği ile, hafızasında kalan çocukluğunun geçtiği yerleri resmetmeye çalışmıştır. 8. Leonardo da Vinci 1452 – 1519 – İtalya Resimdeki kadın Cecilia Gallerani. Zengin asil bir aileden gelmiyor, Milano dükü Ludovico Sforza’nın yanında çalışan babası sayesinde, dükle tanışır. Güzelliği, eğitimi, şiir sevgisi ile dükü etkiler ve onun metresi olur, ona bir çocuk doğurur. Dük onu sever sevmesine ama soylu bir aileden biriyle evlenir. Da Vinci Dük’ün emrinde çalıştığı için muhtemel ki dükün isteğiyle bu resmi yaptı. Leonardo da Vinci’nin 15 Tablosu Hakkında Mutlaka Bilmeniz Gerekenler Lady with an Ermine Kakımlı Kadın, 1489-1490, Czartoryski Museum, Polonya Resim yapıldığında Cecilia 15- 16 yaşlarında. Cecilia, contrapposto denilen vücudun 4’te 3’ünü gösterir şekilde resmedilmiştir. Gövde sola dönükken, başı sağa dönmüş. Saçı o dönem moda olan coazone denilen tarzda yani ortadan ayrılıp, çenede birleşip geride uzunca örgü, başında ince bir tülbent ve alnında bantlarla tamamlanmış. Elbisesi oldukça sade ama boynundaki simsiyah taşlı kolye takı, dükü işaret eden bir sembol. Çünkü oldukça esmer teni olan dükün takma adı the Moor, yani mağrıbi anlamında . Resimdeki en dikkat çeken şey ise kakımdır. Evcil ve kürk yapımında kullanılıyor. Kakım asalet, temizlik simgesi olarak görülür çünkü tüylerini kirletmemek için avcılardan kaçarken canı pahasına pis yerlere girmez. Resme kakımın konması Cecilia’ya bu sıfatları uygun gördüğü için olabilir. Kakım sanatta, hamilelik, doğum sembolü olarak da kullanılır. Belki resim yapıldığında Cecilia hamileydi. Yanı sıra da kakım, Dük’ünde üye olduğu şövalye birliği Kakım Tarikatı’nın da sembolü. Resimdeki en etkili öğelerden biri de, Cecilia’nın biraz büyük görünse de, kakımı zarifçe kavrayan ince, uzun parmaklı elleridir. Yüzündeki detaylar da çok etkileyicidir. 9. James Abbott Mcneill Whistler 1834 – 1903 – ABD Kariyerine asker olarak başlayan Whistler, resme ilgisi başlayınca Paris’e yerleşti. Japon tarzında yapılmış tabloların taklitlerini yaptı. Daha sonra Londra’ya yerleşti. Anı anlattığı harmoni kompozisyonlarda kullandığı tonlamalarıyla kendi tarzını yakalamayı başardı. Duygusal ve ahlak konularının ağır bastığı tabloları gelecekteki birçok İngiliz sanatçıyı etkiledi. Whistler’s Mother Whistler’ın Annesi, 1871, Musée d’Orsay, Paris Bu tablosu ressamın en bilinen bu tablosu, renk geçişleri ve fırça darbeleriyle ön plana çıkar. Baskın renkler siyah, gri ve beyaz olan tabloda profilden görünen, elleri dizlerinde ve ayaklarının altında ahşap bir destek olan annesi, Anne McNeil Whistler’ı resmetmiştir. Kadının son derece sade giysisi, sıkı toplanmış saçları, beyaz bonesi, kol dantelleri, mendili, dindar ve tutucu yaşam tarzını yansıtırken, dönemin Victorian tarzı giyimi de göstermektedir. Duvarda Whistler’ın bir başka resmi asılıdır. Annesinin yüzündeki ciddi, duygusuz ifade dikkat çekicidir. Bunun nedeni muhtemel ki, genç yaşta eşini kaybetmiş ve 3 çocuğunu farklı ülkelerde yaşayarak büyümüş, Amerikan iç savaşına tanıklık etmiş bir kadın olmasından ileri gelmektedir. Eser Victorya Dönemi Mona Lisa’sı olarak addedilir. Ressam eserde modelin ikincil unsur olduğunu aslolanın şekil ve renk düzenlemeleri olduğunu söylemiş, bu nedenle eserinin adını Gri ve Siyah Düzenleme koymuştur. Ama daha sonra, model annesi olduğu için Whisler’s Mother diye bilinir olmuştur. 10. John William Waterhouse 1849 – 1917 – İngiltere Waterhouse, bu eser Viktorya dönemi ünlü şairlerinden Tennyson’un aynı isimli şiirinden esinlenerek yapmıştır. Shalott Leydisi, Shalott adasında bir kulede hapis olarak yaşamını sürdürmektedir. Kuleden dışarıya baktığında lanetlenecektir. Dış dünya ile iletişimi dışarıyı gösteren kuledeki aynadır. Aynadan gördüğü şövalyeye aşık olur ve ayna çatlar, lanetlendiğini anlar. Bir kayığa binerek, şövalyeye ulaşmaya çalışacaktır. Bu ölüme yolculuktur onun için. The Lady of Shalott Shalott Leydisi, 1888, Tate Britain, Londra İşte ressam leydinin nehirde yol aldığı zamanı resmetmiştir. Leydinin yüzündeki ifade, ölüme yolculuk ettiğini bilmesinden kaynaklanan bir acı, ızdırap dolu bir ifadedir. Kayığın önündeki 3 mumdan 2’si sönmüştür. Bu sembolde Leydi’nin yaşamının sonunun geldiğini anlatır. Mumların önündeki haç ölümden sonraki yaşama vurgu yapar. Suda yüzen yapraklar hüzünlü bir anlam katsa da, o dönemde cinsel arzularına gem vuramayan, baştan çıkan kadını temsil eder. Leydi de arzularına karşı koyamayıp sonunu hazırlamış, tıpkı suda yüzen solgun yapraklar gibi savrulacaktır. Leydinin elinde tuttuğu zincir, arka planda kuleye bağlıdır. Zincir aslında lanetin sembolüze etmektedir. Gevşek bir şekilde tuttuğu zinciri bıraktığında özgürleşecektir. 11. Georges Seurat 1859 – 1891 – Fransa Resim sanatına getirdiği yenilikler sayesinde büyük ressamlar arasında yerini aldı. Renklerin bölünmesi ve optik karışıma dayalı yeni izlenimciliğin kurucularından oldu. İlk yapıtlarında klasizimden ve Chevreul’un renk teorilerinden etkilense de, sonra kendi özel renk karışımlarını ve fırça darbelerini buldu. Eserlerinde çoklu bir renk geçişi yakalayarak sanki fotoğrafa bakıyormuşçasına canlı anları resmetti. Yaşadığı dönemde tercih edilmese de daha sonra öncü olmuş. Yeni İzlenimcilik Neo Empresyonizm Akımı, Ressamları ve Eserleri Bathing At Asnieres Asnieres’te Yıkananlar, 1884, Londra Ulusal Galeri, Londra Seurat, renkleri bir palette doğrudan karıştırmak yerine fırça ile tek tek noktalar halinde tuvale aktarmayı seçmiştir. Bu şekilde farklı renklerdeki noktaların doğru kombinasyonla bir araya getirildiğinde değişik renk tonlarının elde edileceğini görmüştür. Ressamın öncülük ettiği Noktacılık akımı ile resme uzaktan bakıldığında renkler birbirine karışıyor, ikinci tonlar elde edilebiliyordu. İlk uygulamaları bir hayli tepki çekse de, daha sonra, ressamın renkleri, çağdaş renk teorisinin de ilk örneklerinden biri kabul edilmesini sağlamıştır. Bu tablosunda, sanayinin gelişmesiyle ortaya çıkan işçi sınıfının tatil merkezi haline gelen Asnieres’de yüzen ve dinlenen işçileri resmeden Seurat, burjuva ve çalışan takımının farklı zevklerine dikkat çeker. 12. Mary Cassatt 1844 – 1926 – Fransa Domestik konularda çalışmaları olan Cassatt pastel ve yağlı boya çalışmalar yaptı. Öğretmenlerinden Thomas Eakins’in teknikleri, ressamın kendi stilini yakalamasında etkili oldu. Fransa’da dört empresyonist kadından biri olan sanatçının, bir annenin kızını yıkadığı sahneyi anlatan bu tablosu resim tarihindeki, geleneksel ev halini anlatan en önemli eserlerden biri oldu. Konusu ve perspektifi Japon resminden esinlenilerek yapılan eserde sanatçı, annelik duygusunu resmeder. The Child’s Bath Çocuğun Banyosu, 1893, Art Institute of Chicago 13. Thomas Gainsborough 1727 – 1788 – İngiltere Resim ikili bir portre gibi görünse de aslında ressam, iki farklı resmi bir araya getirmiştir. İlki çiftin portresidir. Diğeri ise sağ tarafı kaplayan peyzajdır. Resimdeki çift ressamın çocukluk arkadaşlarıdır. Peyzaj ise ressamın doğup büyüdüğü Suffolk bölgesindeki Sudbury kasabasıdır. Resim, çiftin evliliklerini kutlamak, mülklerini sergilemek amacıyla ressama sipariş edilmiş. Mr And Mrs Andrews Bay ve Bayan Andrews, 1750, National Gallery, Londra Bay Andrews elinde tüfeği, yanında av köpeği ile sanki avdan yeni dönmüş, ama umursamaz bir ifadeyle resmedilmiş. Bayan Andrews ise rokoko tarzda bir bankta, zarif, kırılgan, şık kıyafetler içinde ki onlar, yaşantısındaki refahın da göstergesi. Elleri kucağında birleşmiş ama kucağı boş bırakılmış belki de daha sonra doğacak çocukları için boş bırakılmış olabilir. Manzara da çiftin arazileri, ekinlerini, hayvanlarını gösterir. Bayan Andrews’in yanında evlendikleri kilisenin çan kulesi beyaz bir şekilde parlar. Bay Andrews soylu değil ama zengin bir ailenin çocuğu. Bayan Andrews ise ticaretle uğraşan soylu bir aileye mensup. Yanı sıra ressam, Bay Andrews sayesinde Oxford’da okumuş, dar zamanlarında ona borç vermiş. Bay Andrews’in bakışları ve duruşundaki mağrur ve küçümseyici ifade bundan olabilir. 14. Marc Chagall 1887 – 1985 – Fransa Rus Kökenli Birçok akımdan etkilenmesine rağmen kendi tarzını oluşturmuş bir ressamdır. Favoizm, kübizm, sembolizm akımlarını sentezleyerek, gerçeküstücülük akımının temellerini atmıştır. Rusyadaki köyünün hatıraları, yahudi olduğu için o inanışa ait öğeler, resimlerinde hep yer almıştır. Picasso “Matisse’den sonra renkten anlayan tek ressam” diye nitelemiş Chagall’ı. Gerçekten de resimlerinde renkler hep ön plandadır. La Mariee Gelin, 1950, Özel Koleksiyon Gelin adlı tablosunda gri, lacivert, koyu mavi renklerle geceyi çağrıştıran hüzünlü bir görüntü vardır. Resimde öne çıkan tek figür gelindir. Arka planın soğuk renklerinin yanında gelinin giysisi son derece parlak ve canlıdır. Başından aşağıya inen duvağıyla gelin olduğunu vurgular ressam. Elindeki çiçek demeti sanki resmi izleyenlere uzatılmış gibidir. Gelin öylesine çarpıcı biçimde öne çıkartılmıştır ki, adeta izleyen onunla evleniyormuş hissine kapılır. O dönem geleneğine göre hayvanlar insanlarla birlikte resmedilirdi. Chagall’da bunu uygulamış resminde. Viyolonsel çalan keçi, ressamın çocukluğundaki kırsal yaşamı sembolize eder. Keçinin yanında yöresel kıyafetli bir adam klarnet çalar. Üsteki balık ise ringa balığıdır. Ringa balığı deposunda çalışmış olan babasını hatırlatan bir figürdür. Birçok resminde vardır. Balık elindeki aletle adeta müziği yöneten orkestra şefi gibidir. Resmin arka planındaki evler de düğünün olduğu köy ya da kasabadır, sağ üst köşedeki küçük kilise de düğüne çağrışım yapmaktadır. 15. Sir Frederic Leighton 1830 – 1896 – İngiltere Leighton bu tablosuyla önde klasik pozda figür ve arka planda mavili, parlak denizle seyredenleri büyüleyici bir atmosfere sokar. Denizin üzerinde batan güneşin parlak ışığı, mevsimin yaz ve havanın sıcak olduğunu hissettirir. Havanın etkisiyle antik bir balkonda, divanda kumaşlar arasında, kendinden geçmişçesine uyuyan kızın elbisesindeki çarpıcı renk çok etkileyicidir. Resmin sağ üst köşesindeki zakkum çiçeği zehirli olması nedeniyle, uyku ve ölümü çağrıştırır. Resmin adı ise kızın elbisesinin rengi ve mevsime dair göndermelerdir. Flaming June Haziran Alevi, 1895, Museo De Arte De Ponce, Ponce Bazı kaynaklara göre Leighton bu resminde Tiziano ve Giorgione’nin yaptığı uyuklayan tanrıça figürlerine öykünmektir. Ama onlar tanrıçaları çıplak resmetmişlerdi. Leighton ise bulunduğu dönemdeki katı ahlak kuralları nedeniyle, tepki görmemek için giysi ile betimlemiştir. Ama dikkat edilirse vücut hatları tül gibi elbise içinden çok net görülmektedir. Figürünü tül gibi giysi ve çarpıcı rengiyle çekici bir şekilde betimlemiştir. Ressam renk ustası ve Klasikçi bir ressam olduğunu bu resmiyle kanıtlamıştır. 16. Diego Rivera 1886 – 1957 – Meksika Frida Kahlo’nun eşi, fırtınalı ilşkileri ile de bilinir. Frida’nın ünlü bir ressam olmasında büyük katkısı tartışılmaz. Bu ilişki hem sanatlarını beslemiş, hem de yıpratmış. 2 evlilik ve bir boşanma geçiren bu ilişki Frida’nın ölümüne dek sürmüş. Diego Rivera’nın 26 Tablosu The Flower Seller Çiçek Satıcısı, 1942, Özel Koleksiyon Çiçek Satıcısı tablosunda Meksika’ya özgü kıyafetler içinde bir kadını resmetmiş. Küfedeki çiçekler Meksika’ya özgü Kalla Zambağıdır. Birçok resminde vardır, muhtemelen Meksika’yı hatırlatmak için yapmaktadır. Küfenin arkasında, birazdan ağırlığı kadına bırakacak olan bir adam var. Sadece elleri, çıplak ayakları ve hasır şapkasının bir parçası görünmektedir. Rivera’nın bir diğer özelliği tekrarlardır. Çok sayıda tekrarlanmış çiçekler, kadının elbisesindeki desen, küfenin örgü deseni buna örnektir. Sıkı bir komünist olan Rivera, resimde işçi sınıfının yaşadığı zorluklarıda anlatmak istemiş, seyreden de bunu düşündürmek istemiştir. Çiçek muhtemel ki zengin bir evde olacak ama o güzellikleri taşıyanların hayatı hiç de öyle değil. O ağır yükü taşımak zorunda. Hayatta kalabilmek için üst sınıflara hizmet etmek, çalışmak zorunda. Kadının yere doğru bakışı da kabullenişin ifadesi. Resimde çiçeklerin dizilişi, kadının duruşu, arkadaki adamın ayakları ve elleri resimde bir denge oluşturur ki resimdeki uyumun nedeni de budur. Karanlık arka planın tam zıttı beyaz- sarı renkli görkemli zambaklar seyredeni hemen etkiler. 17. Francesco Hayez 1791 – 1882 – İtalya Hayez, İtalyan romantizm akımının en önemli ressamlarındandır. Öpücük adlı eseri de, romantizmin en görkemli örneğidir. Ressam karakterleri ön plana çıkarmadan öpüşmeyi resmin ana karakteri yapmıştır. Erkeğin kadını tutuşu ve bir ayağını merdivene koymasıyla sanki birazdan hızla gidecek izlenimi veriyor. Kadının da sol eliyle sevgilisini kavrayışından, bu gidişe engel olmayacağını bildiği hissini verir. Her iki sevgili bu gizli öpüşmenin biteceği, birazdan ayrılacakları düşüncesiyle, tutkulu ama bir o kadar ürkek sarılmışlardır. Resmin solunda karanlık giriş ve yere yansıyan gölge sanki çifte yaklaşmakta olan tehlikeli birisi olduğunu düşündürür resmi seyredende. The Kiss Öpücük, 1859, Brera Sanat Galerisi, Milano Bazı sanat tarihçilerine göre resimde alegorik bir anlatım vardır. Çiftin üzerindeki elbiseler yeşil, beyaz, kırmızı, mavi Fransız ve İtalyan bayrağının renkleridir. Bu öpüşme bu 2 ülkenin İkinci Bağımsızlık Savaşı olarak bilinen savaştaki birlikteliğini anlatır. Bu 2 ülke Avusturya İmparatorluğu’na karşı birlikte savaşmıştır. 18. Dante Gabriel Rossetti 1828 – 1882 – İngiltere Persepone, Yunan mitolojisinde, mevsimlerin değişimini açıklayan mitin başkahramanı. Toprağın hasadın tanrıçası Demeter’in kızıdır. Bir gün ölüler diyarı tanrısı Hades tarafından kaçırılır, yeraltı krallığına hapsedilir. Annesi kızını kurtarmak için tanrılar tanrısı Zeus’a yalvarır. Zeus’un bir şartı vardır. Yeraltındayken hiç meyve yememiş olmalıdır. Oysa Persepone altı tane nar tanesi yemiştir. Bu yüzden Zeus onun yılın altı ayında Hades’in eşi olarak yeraltında kalmasına, yılın diğer yarısında da yeryüzüne annesinin yanına dönmesine karar verdi. Böylece Persepone yeraltındayken sonbahar ayları yeryüzündeyken ilkbahar oluyor. Proserpine, 1874, Tate Britain, Londra Ressam Rossetti bu mitolojik öyküyle kendi hayatı arasında paralellik kurmuştur. Resmindeki model saplantılı bir şekilde aşık olduğu ortağı olan William Morris’in eşi Jane Morris’tir. Mutsuz evliliğinden koparmaya çalıştığı Jane Morris’i Persepone ile özdeşleşmiştir. Eserinin anlamını yazılarında açıklayan Rossetti, Persepone’yi yeraltındaki sarayın karanlık koridorlarında yürürken yeryüzüne açılan bir aralıkla karşılaştığı anda resmettiğini söylemiştir. Bu açıklıktan gelen ışık koridorun duvarına vurmaktadır. Elindeki bir kısmı yenmiş nar çektiği cezanın sebebidir. Arkadaki sarmaşık hafızasındaki hatıraların bir işaretidir. Sol altta yanan tütsü ise tanrıçanın ölümsüzlüğüne ait bir sembolüdür. Persepone’nin yere dökülen elbisesi kıvrılan sarmaşıkla paralellik gösterir. Elbisesindeki mavi renk kadının hüzünlü mavi gözlerinde tekrarlanmıştır. 19. Edward Hopper 1882 – 1967 – ABD Edward Hopper en ses getiren ve Amerikan sanatını en popüler eseri sayılan Gece Kuşları’nda, 40’lar Amerika’sında bir lokantadan görünümü resmetmiştir. Amerikan kültüründe Diner denilen küçük lokantalardandır. Kendisinin de yaşadığı New York Greenwich Village’de iki caddenin kesiştiği yerdeki Diner’den esinlenmiştir. Nighthawks Gece Kuşları, 1942, Art Institute of Chicago Eserde lokanta karanlık sokaklara karşıtlık oluşturacak şekilde parlak bir florasan bir ışıkla aydınlatılmıştır. Lokantanın hemen üstünde bir sigara markasının reklam tabelası görülür. Sokak lambaları ve lokantadan gelen ışık, gece karanlığının hissedildiği arka plan, arkadaki boş dükkan ve yazarkasası sinematografik bir görüntüdür adeta. Havanın sıcak olduğu düşünülebilir, gerek lokantadaki insanların giysisi, gerekse karşı binadaki tüm pencerelerin açık olması bunu düşündürüyor. Eser oldukça yalın ve dingin bir kompozisyon oluşturmuştur. Üç müşteri ve barın ardında çalışan kişi birbirlerinden tamamen kopuktur. Her biri kendi düşüncelerinde kaybolmuş gibidir. Ressamın modern şehir yaşamının insanları yalnızlaştırdığı temasını işlediği düşünülebilir. 20. Oskar Kokoschka 1886 – 1980 – Avusturya Çek Asıllı Rüzgarın gelini adlı eser ressamın kendi hayatını anlatır. Kokoschka kendisini, 2 yıl fırtınalı aşk yaşadığı Alma Mahler’le sarılmış olarak betimlemiştir. Alma Mahler, besteci Gustav Mahler’in dul eşidir. Gustave Mahler öldükten sonra tanıştığı Alma’yla tutkulu bir beraberlikleri olur. Ressamın sahiplenici tutumu, yoğun ilgisi Alma’yı bıktırmış ve ayrılmışlar. Ama Kokoschka takıntılı bir aşık, çünkü ayrıldıktan sonra ona benzeyen bir manken-bebek yaptırıp yanında taşıyor bir süre. The Bride of the Wind Rüzgarın Gelini, 1913-1914, Kunstmuseum Basel, Basel Bu resim ilişkilerinin son döneminde yapılmış. Ressamın donuk tekdüze renkleri kullanması tabloyu tuhaf gizemli bir kompozisyon haline getiriyor. Çiftin üzerinde yattıkları obje, sanki bir deniz kabuğu ya da gemi enkazı ve dalgalı okyanusta yüzmekte. Alma’yı son derece huzurlu, dingin bir şekilde betimlerken, kendisini gergin, kaygılı bir şekilde resmetmiş. Onun bu duruşu gerçek hayattaki kuşkuları, kaygılarının tabloya yansımasıdır aslında. Alma’nın yüzü, teni pürüzsüzken, ressamın vücudu ve yüzü darbeler almış gibi lekeli. Vücutlarda uygulanan farklı renk ve biçim uygulaması, karakter farklılıklarını açığa çıkarmıştır. Etraftaki dalgaların hırçın, vahşi hali koyu renkli fırça darbeleriyle belirgin hale getirilmiş. Yaşadıkları fırtınalı ilişkiyi tabloda böyle canlandırmış ressam. Dışavurumculuk akımının en önemli temsicilerinden Kokoschka bu resmiyle, duygularını, ruhsal durumunu seyredene açıkça anlatmıştır. Kaynak Start Art
Merhabalar sevgili E-Bursum okuyucuları. Yazımızda dünya sanat tarihine etkisi olmuş ressamların tablolarını ve tabloların hikayelerini anlatacağız. Her sanat eserini var eden bir hikaye vardır. Daha önceleri isimlerini duyduğunuz birçok tablonun hikayesini sizler için derledik. Çayınız kahveniz hazırsa yazımızı okumaya başlayabilirsiniz. Keyifli okumalar diliyoruz. İnci Küpeli Kız Johannes Vermeer 1632-1675 yılları arasında Hollanda taşralarında yaşamış bir ressamdır. Kuzeyin Mona Lisa’sı olarak adlandırılan İnci Küpeli Kız tablosunu 1665 ve dolaylarında çizmiştir. Ne yazık ki Vermeer hayatta iken yoksulluk çekmiştir. Değeri yaşadığı çağdan iki yüzyıl sonra 19. yüzyılda anlaşılmıştır. Taşralı, fakir bir ressam olmasına rağmen oldukça mükemmeliyetçi bir sanatçı kişiliğe sahip olan Vermeer, tablolarında 17. yüzyılın en pahalı boyalarını kullanmıştır. Işık oyunları ve yansımaları ustaca kullanmış ve genellikle iç mekan çizimleri yapmıştır. 43 yıllık yaşamında yalnızca 35 eser yapması onun mükemmeliyetçi tutumunu bizlere kanıtlar. Tablo içli içli bakan, inci küpeli bir kıza ev sahipliği yapıyor. Peki bu kız kim? Gerçek bir insan mı? Bu tablo neden bu kadar ilgi uyandırdı? Bu sorular yüzyıllardır eseri yorumlayanların kafasında dönüp duruyor. Bir rivayete göre resimdeki kız ressamın kızı. Bu rivayeti birçok yorumcu yanlış buluyor çünkü resimdeki kız hafif aralıklı dudakları ve hayran bakan gözleri ile ressama bakıyor. Baba-kız ilişkisinde olamayacak bir duygu yansıması mevcut. Bir diğer rivayete göre bu kız, ressamın evinde çalışan hizmetçilerden biri ve ressam bu hizmetçiyle bir aşk yaşıyor. Resimdeki kızın bakışları ve duruşu bu rivayeti destekler nitelikte. Resim ile ilk kez karşılaşan kişi ressamın belirlediği odak nokta olan inci küpeye bakıyor. O dönemde çizilen figürler resme bakan kişinin gözlerine bakar vaziyetteyken İnci Küpeli Kız’da ressam ve figür bakışıyor, inci ise resme bakan kişiyle… Sergilendiği Müze Mauritshuis Kraliyet Resim Galerisi / Lahey, Hollanda Çığlık Edward Munch, Norveçli ekspresyonist bir ressamdır. Çığlık onun en tanınmış tablosudur ve günümüzün Mona Lisa’sı olarak nitelendirilir. Bu tablonun ilk adı Umutsuzluk’tur. Munch; aşk, hayat, ölüm, korku, hüzün gibi insanlığı asırlardır ilgilendiren konuları işlemiştir. Ressam Çığlık resmini çizdiği sırada günlüğüne bu tablonun ortaya çıkışı ile ilgili bazı anekdotlar eklemiştir. Ressam iki arkadaşı ile beraber resimde yansıtılmış köprüde yürüyor ve bu sırada güneş batıyor, kendini bitkin hissediyor ve trabzanlara yaslanıyor. Aslında ressam burada doğanın çığlığını hissettiğini bizlere atarmaya çalışmıştır. Munch’un resmi yaparken hasta olması yorgunluğunun sebebinin bu hastalık olduğunu düşündürüyor. Başka bir söylentiye göre tabloda tasvir edilen köprünün yakınlarında bir mevkide bir mezbaha bulunduğu ve kesilen hayvanların resimde betimlendiği şeklindedir. Sergilendiği Müze Munch Museum/ Oslo, Norveç Yıldızlı Gece Günümüzün epey ünlü ve ilginç ressamlarından Van Gogh ve onun kafaları karıştıran Yıldızlı Gece tablosu ile karşı karşıyayız. Van Gogh’un hayatı büyük trajedilerle doludur ve kendisi zihinsel rahatsızlıklara sahiptir. Henüz 37 yaşında iken kafasına sıkmak suretiyle intihar etmiştir. Van Gogh, Yıldızlı Gece’yi çizdiği sırada Fransa’da bir akıl hastanesinde kalıyordu ve kardeşi Theo ile düzenli olarak mektuplaşıyordu. Van Gogh, Theo’ya yazdığı mektuplardan birinde Yıldızlı Gece tablosu ile ilgili olarak şunları yazmıştı. Demir parmaklıklı penceremde adeta bir buğday tarlası görüyorum. Sabahları ise gün doğumunu tüm ihtişamı ile izliyorum. Evet yanlış anlamadınız. Yıldızlı Gece’deki manzara Van Gogh’un kaldığı akıl hastanesinin penceresinden gördüğü manzara… Lakin ressam tablosunu yaparken gerçeğe pek sadık kalmamış. İlginç bir tespit olarak çizer resimde akıl hastanesinin demir parmaklıklarını tasvir etmemiştir. Bu durum onun özgürlüğü ne kadar özlem duyduğunun bir göstergesi olabilir. Tabloda bulunan selvi ağacı çoğunlukla mezarlıklarda bulunması sebebi ile ölümü betimleyen bir bitkidir. Belki de intiharını anlatmaya çalışmıştı… Sanatçıların çoğunda olduğu gibi Van Gogh’un da değeri hayatta iken anlaşılmadı. Hayatta iken sadece iki eserinin çok ucuz fiyatlarla satıldığı bilinmektedir. Bu tablo günümüzde ise sanatçılara ve tasarımlara ilham veriyor… Sergilendiği Müze Museum of Modern Art/ New York, ABD Patates Yiyenler Van Gogh’tan bahsetmişken bizleri en çok etkileyen tablolarından biri olan döneminin güncel toplumsal konularına değindiği eseri Patates Yiyenler’den bahsetmemek olmaz. Tabloda masanın hemen üzerinde bulunan evin tamamını aydınlatmaya yetmemiş cılız ışığa sahip bir lamba var. Ne tesadüf ki bu lambanın ışığı sadece ürettikleri patateslerin bir kısmını kendilerine yemek olarak ayıran emekçi çiftçilerin ellerini ve binbir emekle üretilmiş patatesleri aydınlatmakta. Bu ışık elbette ki tesadüf değil… Bu eserin hikayesi oldukça basit ve hayatın içinden. İşlenen konu aşk, nefret ve entrika bulundurmayan safi ekmek ve yaşam kavgasıdır. Açlık ve yoksulluk elbette bir gün yok olup gidecektir ama emek her daim var olacaktır. Bu sebeple cılız ışık yalnızca işçilerin ellerini ve patatesleri aydınlatır. Zira karanlıkları aydınlığa ulaştıracak eller, o ellerdir. Sergilendiği Müze Van Gogh Müzesi / Amsterdam, Hollanda Öpücük Ressam Klimt’in Öpücük adlı tablosunda bir uçurumun kenarında öpüşen iki çift tasvir edilmiştir. Erkeğin kadın bedeni üzerindeki fiziksel tutumu, kadını kavrayışı sahip olduğu şehveti gözler önüne serer. Uçurumun kenarında açmış olan çeşitli renklerdeki çiçekler ilkbahar mevsimini anımsatıyor. Resmin zemininde kullanılan koyu altın sarısı rengi ise bu tutkulu öpücüğü yıldızlara taşınmaya yetmiş vaziyette. Bu tablo da çizildiği dönemde etki yaratmamasına karşılık çiçeklerle döşenmiş, aşkın işlendiği bu tablo 68’lerin çiçek çocuklarını etkiledi ve tablo bugünkü ününe kavuşmayı başardı. Sergilendiği Müze Österreichische Galerie Belvedere Müzesi / Viyana, Avusturya 1948 Şimdi karşımızda oldukça enteresan bir tekniğe sahip ünlü Amerikan ressam Jackson Pollock var. Jackson Pollock soyut dışavurumculuk akımının önemli isimlerindendir. Pollock’un tekniğinin adı damlatma tekniğidir. Bu teknikte çok geniş yüzeylere, fırça kanvasa değmeden- uzak mesafeden damlamalar ile eser ortaya çıkar. Hatta öyle rivayet edilir ki Pollock resim yaparken kürek, tırmık, bıçak gibi materyalleri de kullanmıştır. Pollock’a göre insanlar dünyayı kendi bakış açılarından görmeyi öğrenmeli , dünyanın onların görmesini istediği bakış açısından kurtulmalıdır. Yani insan dayatmalardan sıyrılmalı, ve kendi gerçekliğini haykırmalıdır. Tablolarına isim vermeyi doğru bulmayan Pollock, numaralar vermiş ve oluşturduğu tarihleri bu numaralara eklemiştir. No. 5, 1948 isimli eseri bir alıcıya satılmıştır. Herhangi bir müzede görmeniz ne yazık ki mümkün değildir. Atina Okulu Freski 1509-1511 yılları arasında ismine Ninja Kaplumbağalardan da aşina olduğumuz Rönesans dönemi aydını Raphael tarafından Vatikan’daki Apostolic Palace’ın duvarlarından birini kaplıyor. Resimde o döneme kadar yaşamış Platon, Aristoteles, Öklid, Epiküros, Pisagor, Diyojen gibi düşünürler yer alır. Rönesans döneminin ruhunu yansıtması açısından oldukça kıymetli bir fresktir. Bu fresk sanat ve bilimi aynı potada eritmeyi başarmıştır. İtalyan Rönesansı’nı tüm yönleri ile yansıtır. Eserde yer alan antik bilim insanları rönesansı, günümüzüçok etkilemiş kişilerdir. Vatikan Sarayı’nın bir duvarında işlenmiş olan bu eser, döneminin Antik Yunan’a olan ilgisini ve hayranlığını gözler önüne serer. Sergilendiği Müze Vatikan Müzesi Çocuklarını Yiyen Satürn 1819-1823 yılları arasında ressam Francisco Goya tarafından yapılan çizilen tablo içerisinde mitolojik metaforları barındırır. Tabloya baktığınız an dehşete kapılmamak içten bile değil. Buradaki mit şöyledir Satürn bir gün, bir kehaneti öğrenir. Kehanete göre Satürn’ün oğullarından biri bir gün, Satürn’ün tahtını ele geçirecektir. İktidar hırsına bürünen Satürn bu nedenle erkek çocuklarını doğar doğmaz canlı canlı yemektedir. Taa ki Satürn’ün son oğlu olan Jüpiter, Satürn’ü öldürüp tahtını ele geçirene kadar… Sergilendiği Müze Prado Müzesi/ Madrid, İspanya Guernica Bir sanat yazısı yazıyorsak elbette ki Picasso’dan bahsetmemiz gerekir. Picasso’nun en çarpıcı tablolarından biri olan Guernica İspanya iç savaşında yaşanan dramı gözler önüne serer. Guernica İspanya’da cumhuriyetçilerin kalelerinden biri olan bir kasabadır. Kendisi de zamanında resim çizen, bir dönemin vahşi diktatörü Adolf Hitler’in emri ile bu kasaba tam iki saat bombalanmıştır. Picasso İspanya’nın değer verdiği at ve domuz figürleri ile bu olayı işlemiştir. Bu tablo dünya genelinde savaş karşıtlığı konusunda önemli yere sahiptir. Sergilendiği Yer Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Müzesi / Madrid, İspanya Mona Lisa Asırlardır herkesin kafasını kurcalayan, tablo denince akla ilk gelen eser… İşte karşınızda DaVinci’nin efsanevi eseri Mona Lisa. DaVinci yalnızca bir ressam değil aynı zamanda tıpkı Raphael gibi bir Rönesans adamıydı. Rönesans Dönemi sanat tarihçileri açısından takdir edilen bir dönemdir çünkü sanatçılar sadece bir alanda kendilerini var etmiyor; matematik, müzik, mimari, astronomi, jeoloji gibi çok çeşitli dallarda da kendilerini eğitiyorlardı. DaVinci de bu alanların birçoğunda fikir sahibi bir entelektüeldir. 1503-1506 yılları arasında yapıldığı rivayet edilen eser, sırrını tablodaki kadının esrarengiz gülümsemesinden alır. Tablodaki kadının gözleri, tabloya bakan kişi ne yöne gitse onu izliyor gibidir. Bu yönleri ile sanatçılar ve sanat tarihçileri Mona Lisa’nın sırrını hala çözebilmiş değiller. Fakat söylenenlere göre Mona Lisa’nın gülüşünü o an resme bakan kişi kendi ruh haline göre algılıyor. Yani keyfi yerinde olan bir kişi Mona Lisa’yı mutlu bir gülümse ile, akşamüstü saatinde gün batımı sırasında ölümü anımsayan bir kişi ise hüzünlü bir şekilde görüyor. Bu tabloyu gören insanlar; internetten görmek ve gerçekte görmek arasında dağlar kadar fark olduğunu, gerçek görünümünün sanal görünümüyle uzaktan yakından alakası olmadığından bahsediyorlar. Umarım bir gün yolunuz Fransa’ya düşer ve Mona Lisa’yı dünya gözüyle görürsünüz… Sergilendiği Müze Louvre Müzesi/ Paris, Fransa Bonus Yukarıda bahsettiğimiz muhteşem tablolar ve sanatçıların neredeyse hepsi ülkemiz toprakları dışından sanatçılar. Sizler için bonus olarak kendi topraklarımızda yaşamış, kültürümüzle öğütülmüş bazı Türk ressamlardan ve eserlerinin hikayelerinden bahsetmek istedik. Mihrap Osman Hamdi Bey, bizim coğrafyamız için eşsiz bir ressam ve kültür adamıdır. Çok yönlü bir entelektüeldir. Türkiye’de sanatın, arkeolojinin gelişmesinde büyük katkıları vardır. Resimlerinde yaşadığı dönem olan Osmanlı Devleti döneminden izler çok net görünür. Doğu mistisizmini oryantalist duyarlılıkla işlemiştir. Güzel sanatlar okulunun kurucusudur. İstanbul arkeoloji müzesinin temellerini atmıştır. Nemrut Dağı başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde arkeoloji çalışmaları yapmıştır. Mihrap adlı eser Osman Hamdi’nin en çok eleştirilen eseri olduğu için sizlerle paylaşmak istedik. Bu eser 1901 yılında yapılmış, eserde arkasına minberi almış ve rahleye oturmuş bir kadını resmetmektedir. Kimine göre bu kadın eşi Naile Hanım’ın gençlik halidir. Kadının ayaklarının etrafında bulunan dini içerikli yazıların bulunduğu sayfalar dikkat çekmektedir. Ayrıca kadının sahip olduğu kıyafet dönemine göre oldukça dekolteli ve kışkırtıcıdır. Kadının başı açık ve sırtı kabeye dönüktür. İşte vermeye çalıştığı bu mesaj itibaretiyle en çok eleştirilen eserlerden biridir. Kimilerine göre bu eserin amacı kadının statüsünün önemini vurgulamaktır. Kadınlığı ve anneliği dini dogmaların üstünde yorumlar. Eser müzayedede satıldığı için herhangi bir müzede görmek mümkün değildir. Kurban Cihat Aral eserlerinde Türk sosyal gerçekliğini işlemiş bir ressamdır. Sanata bakışını şu cümleleri ile özetler Merkez insan olunca, figürü temel tutan resim anlayışı bütünüyle sosyal hayatın politik, ekonomik, sosyolojik değerlerinin özünü taşır. Resim dipdiri bir başkaldırıdır, bir protesto alanıdır ve iyi resimler unutulmaz.’ Cihat Aral açtığı resim sergilerinden birinde Kurban isimli eserini alıcısıyla buluşturmuştur. 1881 Taner Ceylan yaşayan Türk ressamlardan birisidir. Özellikle Avrupa’da oldukça ünlü olan ressamın; eserlerinde yoğun homoerotik izler bulunması sebebi ile Türkiye sınırları içerisinde sergilerine bazı kısıtlamalar getirilmiştir. 1881 isimli bu tabloda bakışları oldukça sert ve çekici olan bir Osmanlı erkeği modern çizgiler ile işlenmiş. Bu resim Avrupa’da büyük yankı uyandırmıştır. 120 bin sterlin karşılığında ünlü heykeltraş Mark Quinn tarafından satın alınmıştır. Bu fiyat, Taner Ceylan’ı yaşayan en pahalı Türk ressam yapıyor. Yazımızı burada sonlandırıyoruz. Sanatla kalın 🙂 Diğer tüm yazılarımız için E-Bursum Blog’a göz atmayı unutmayın. Burslara göz atmak içinde Burs Ara’ya ve Burs Verenler’e bakabilirsiniz. Sanal Turlar Yurt Dışındaki Müzeler, Saraylar… ve Sanal Turlar Yurt İçindeki Müzeler, Saraylar… yazılarımızı okuyarak da birçok müzedeki birçok esere ulaşabilirsiniz. Eserlerin sergilendiği müzeleri de içerisinde bulmanız mümkün… Burs mu arıyorsun? O zaman tıkla!
Dünyanın en çok tanınan resimlerinden biri olan "çığlık" tablosunun sol üst köşesinde kurşun kalemle "Sadece bir deli tarafından çizilebilir" yazılıydı. Bu yazı sanat dünyasında çok sayıda varsayımı gündeme getirmişti. Sanat eleştirmenleri uzun süredir yazıyı öfkeli birilerinin mi, yoksa hayatı boyunca psikolojik sorunlar yaşayan Munch'un kendisinin mi yazdığını sorguluyordu. Norveç Ulusal Müzesi'nin yaptığı testler, yazıyı yazanın Munch'un kendisi olduğunu belirledi. Eser ilk görüldüğünde yoğun eleştiriler almış ve Munch'un akıl sağlığı konusunda tartışmalara yol açmıştı. Günlüklerine göre Munch bu tartışmalara çok üzülmüştü. Ressamın, tablodaki cümleyi bu tepkilerin ardından yazdığına inanılıyor.
Norveçli ressam Edvard Munch’un dünya çapında ününe ün katmış Çığlık tablosu, 3 sene önce bugün New York’ta yapılan müzayedede rekor fiyata satılmıştı. Peki satışıyla rekor kıran Çığlık tablosunun hikayesi nasıl? Ressam Edvard Munch kimdir? Çığlık tablosu, 119 milyon 922 bin 500 dolara yaklaşık 321 milyon TL satılarak müzayede yoluyla satılan en pahalı eser olarak tarih geçmiş bulunmaktadır. 1895 yılında yapılan tablonun sanat tarihinde orijinal adı Boğuntu’dur. Birçok eleştirmene göre Edvard Munch’un en önemli çalışması olarak bilinir. Resmin orijinali 84 cm x 66 cm boyutlarındadır. Resimde ön planda ızdırap çeker gibi görünen bir figür, arka planda ise Ekeberg tepesinden Oslofjord’un görünümü yer alır; Oslofjord göğü kan kırmızısı rengindedir. Edvard Munch, daha sonraları resimden bir litograf taş baskı da yapmıştır. Resim özellikle modern kültür ve sanatta büyük bir öneme sahiptir. Oslo’da ressamla aynı adı taşıyan Munch Müzesi’nde sergilenirken, Ağustos 2004’teki bir soygunda çalınmıştır. Çalındıktan iki yıl sonra 31 Ağustos 2006 tarihinde ise bulunmuştur. ÇIĞLIK TABLOSUNUN HİKAYESİ Edvard Munch’un günlüğüne göre tabloyu Nice’den etkilenerek yapmıştır. Ressam günlüğünde anlattığına göre iki arkadaşıyla yürümektedir, bu sırada ise güneş batmaktadır ve kan kırmızısı rengindedir. Ressam kendini yorgun hissetmiş ve trabzanlara yaslanmıştır. İki arkadaşı ise yürümeye devam etmiştir. Ressam bu sırada doğanın çığlığını hissettiğini günlüğünde dile getirir. Ressam bu resmi yaparken hastadır ve bu yorgunluğunun oradan geldiği düşünülür. Amerikan sanat tarihçisi Robert Rosenblum’a göre bu resimdeki insan figürünün yüzü Paris’teki Musée de l’Homme’da bulunan Peru’dan gelmiş olan mumyanın yüzünden etkilenerek yapılmıştır. RESSAM EDVARD MUNCH KİMDİR? Edvard Munch 1863-1944 özellikle Çığlık isimli tablosuyla tanınmış Norveçli ekspresyonist ressamdır. Ruhsal ve duygusal konuları işlediği resimleriyle tanınmıştır. Alman dışavurumculuk akımının gelişmesine önemli katkıları oldu. Başlangıçta resimlerinde egemen olan içe dönük ve karamsar havanın yerini, yaşamının son yıllarına doğru yaşama sevinci almıştır. Hayatın Frizleri adlı serinin bir parçası olan Çığlık 1893; ilk adı ile Umutsuzluk, tablosunda Munch hayat, aşk, korku, ölüm ve melankoli gibi öğeleri işledi. Diğer pek çok eserinde olduğu gibi bunun da birçok versiyonunu yaptı. 1994 ve 2004 Yıllarında iki versiyon çalındı, her ikisi de tekrar bulunmuştur.
Oluşturulma Tarihi Mayıs 03, 2015 1151Norveçli ressam Edvard Munch'un dünyaca ünlü Çığlık tablosu, 3 sene önce bugün New York'ta yapılan müzayedede rekor fiyata satılmıştı. Peki satışıyla rekor kıran Çığlık tablosunun hikayesi nasıl? Ressam Edvard Munch kimdir?Çığlık tablosu, 119 milyon 922 bin 500 dolara yaklaşık 321 milyon TL satılarak müzayede yoluyla satılan en pahalı eser olarak tarih geçmiştir. 1895 yılında yapılan tablonun sanat tarihinde orijinal adı Boğuntu’ eleştirmene göre Edvard Munch’un en önemli çalışmasıdır. Resmin orijinali 84 cm x 66 cm boyutlarındadır. Resimde ön planda ızdırap çeker gibi görünen bir figür, arka planda ise Ekeberg tepesinden Oslofjord’un görünümü yer alır; Oslofjord göğü kan kırmızısı rengindedir. Edvard Munch, daha sonraları resimden bir litograf taş baskı da yapmıştır. Resim özellikle modern kültür ve sanatta büyük bir öneme ressamla aynı adı taşıyan Munch Müzesi’nde sergilenirken, Ağustos 2004'teki bir soygunda çalınmıştır. Çalındıktan iki yıl sonra 31 Ağustos 2006 tarihinde ise TABLOSUNUN HİKAYESİEdvard Munch'un günlüğüne göre tabloyu Nice'den etkilenerek yapmıştır. Ressam günlüğünde anlattığına göre iki arkadaşıyla yürümektedir, bu sırada ise güneş batmaktadır ve kan kırmızısı rengindedir. Ressam kendini yorgun hissetmiş ve trabzanlara yaslanmıştır. İki arkadaşı ise yürümeye devam etmiştir. Ressam bu sırada doğanın çığlığını hissettiğini günlüğünde dile getirir. Ressam bu resmi yaparken hastadır ve bu yorgunluğunun oradan geldiği düşünülür. Amerikan sanat tarihçisi Robert Rosenblum'a göre bu resimdeki insan figürünün yüzü Paris'teki Musée de l'Homme'da bulunan Peru'dan gelmiş olan mumyanın yüzünden etkilenerek EDVARD MUNCH KİMDİR?Edvard Munch 1863-1944 özellikle Çığlık isimli tablosuyla tanınmış Norveçli ekspresyonist ve duygusal konuları işlediği resimleriyle tanınmıştır. Alman dışavurumculuk akımının gelişmesine önemli katkıları oldu. Başlangıçta resimlerinde egemen olan içe dönük ve karamsar havanın yerini, yaşamının son yıllarına doğru yaşama sevinci Frizleri adlı serinin bir parçası olan Çığlık 1893; ilk adı ile Umutsuzluk, tablosunda Munch hayat, aşk, korku, ölüm ve melankoli gibi öğeleri işledi. Diğer pek çok eserinde olduğu gibi bunun da birçok versiyonunu yaptı. 1994 ve 2004 Yıllarında iki versiyon çalındı, her ikisi de tekrar yılının Mayıs ayında Çığlık tablosu milyon dolara satılarak, açık arttırma yoluyla satılan en pahalı sanat eseri olarak tarihe geçti.
ünlü çığlık tablosunu çizen ressam