Bozucu Sözler. Kart sensin, postal sana girsin. Can Yücel. Bazıları yoldan çıksa da araziye uyum sağlar. Eğer bir beynin olsaydı, tehlikeli olabilirdin. İnsanlara saygım sonsuz ama sabrım sınırlı! Ara sıra kullan o beynini. Yan etkisi yokmuş. Başkalarını kirleterek kendini temizleyemezsin. 53.can yücelin duygu asenaya postal soktugu an (kart sensin,postal da sana girsin) 54 .derya tuna ibrahim tatlıses tartışması esnasında. mekan show ana haber. ortada reha muhtar, sağda derya tuna solda ibrahim tatlıses. tartışma sürerken söz sırası derya tuna’ya gelir: Kartsensin, postal sana girsin. Can Yücel. Bir tek ben akıllıyım. Geriye kalan herkes geri zekâlı. Ara sıra kullan o beynini. Yan etkisi yokmuş. Ben sana kendine gel diyorum. Bana gel demiyorum. Erkekler ikiye ayrılır maç yaparlar. Her gece resmine bakmadan yatamıyorum, illa tükürücem! İnsanlara saygım sonsuz ama sabrım Kart sensin, postal sana girsin. Bu memlekette göte “göt” denir! Körfezdeki dalgın suya bir bak; göreceksin NATO’nun kablosu durmakta derinde. Kaşı babam kaşı demeye kadar, Mahmut Başar kardeş, kazı babam kazı, kaşlarını. Kara kaşlı bir bulut geldi Gürledi ama yağmadı değil. Yağmadı ama gürledi gitti. Sana kirmizi adami da cekseymisim keske bir butun olurdu. Didocum, bu magzalarda gezip, benim 8000 tane kart postal almamdan baktim büs cok bunaldi, turist gezimize kaldigimiz yerden devam ettik. neyle basladik, tabii ki bir adet katedral ile. Fast Money. duygu asenanin nazim hikmet icin kartpostal sairi demesinden sonra yayina baglanan can yucel’in sarfettigi soz. tam olarak olay soyledir duygu asena a dan z ye programina konuk olmustur ve nazim hikmet in artik hukmunu yitirdigi ve kartpostal sairine donustugu konusunda beyan buyurmaktadir. bunun uzerine az sonra can baba baglanir muhtemelen datcadan baglanmaktadir. herkes ooo can yucel de hattimizdaymis hos geldin falan diye ikramda bulunurlar. can baba konuyo direk dalar. kisik sesiyle der ki " nazim hikmete kartpostal sairi diyen kari. kart sensin postal da sana girsin. iste can baba can yucel siiri"ask yokmus sizde bes paralik gidiyorum ben boscakallar. sicmisim ortalik yerinize, kicimin fosforuyla aydinlanin siz artik kart sensin postal da anana girsin diye bildigim cumle... x sensin y de sana girsin kalibinda bir cumle..sayisiz ornekleri turetilebilir. can babamızın duygu asena’ya yerinde yaptığı usta’yı bu şekilde tariflemek gafletine düşen asena sanırız ki can baba’nın bu sonrası hatasını yücel’in bu şekilde bir çok anısı vardır. örneğin hakim bey bizim orda göte göt derler. tartışma hbb kanalındaki yüksek tansiyon programında cereyan etmiştir. -şu direk varya-eeee-sana girsin-bende o halimle sana gireyim-hade be.. ünlü söz sanatlarımızın alayini köküne kadar içeren can baba vecizesi. can yucel’in sebebini tam hatirlayamadigim bir olaydan oturu duygu asena’ya soyledigi iddaa edilen cumle. 2. can yücel'in kıvrak bir zekaya, ince olmasa da bir mizah anlayışına ve nazım hikmet sevgisine sahip olduğunu gösteren cümle. ayrıca htr 312'de duyduğumda beni güldürmüşlüğü de vardır bu cümlenin. 3. şehir efsanelerindendir. can yücel bu sözü duygu asena için değil ece ayhan'a söylemiştir. polemik de muhtemelen can yücel'in seke seke adlı şu şiirinden çıkmıştır kucuk iskender kusumla fazla oynama sen! seni becerecegime, ayol, buyuk iskender'i beceririm! hem sana sunu da soyleyeyim nazim için 'gurbette yazdigi siirler kartpostal siiri' diyen ece'nin kendisi kart bir postal... bu konuda duygu asena şöyle der dünkü yazımda, "kendin çok yumuşaksın ama yazıların sert" diyenlere "nasıl sert olmanı, nasıl sinirlenmem" şeklinde bir şeyler yazıp, beni kızdıran konulara değinmiştim. yazı uzadığı için çok önemli birini bugüne sakladım. iki tür karaktere çok kızıyorum; birincisi, "hiç tanımadıkları insanlar hakkında ona zarar verici bir şeyler uydurup sağda solda anlatanlar." bunu ya cehaletlerinden, öyle sandıklan için yapıyorlar ya da gerçekten kötü niyetliler, sonucuyla çok eğleniyorlar. ikincisi; "her duyduğu kötü şeye hemen inanıp, yemeyip içmeyip, gerçekmiş ve kendisi görmüş gibi etrafa yayanlar..." bu her ülkede böyle midir bilmiyorum; bizim ülkemizde iyi şeyler başkasına anlatılmıyor ama kötü, çirkin, fena şeylere inanmak ve neredeyse ağzından sular akarak bunu etrafa yaymak çok görünen bir durum. en az 15 yıldır üzerimden atamadığım, gerçekle hiç ilgisi olmayan bir iftira var... internet siteleri bile bu yüzden bana hakaretlerle dolu. karşılaştığım on kişiden sekizi bunu bana sorar... ilk çıktığı günlerde yazmıştım ama gerçek ağızdan okuduğuna inanan, sağduyulular da çıkmıyor bu memlekette. eminim siz de duymuşsunuzdur... olay şu ben can yücel'e "nazım hikmet kartpostal şairidir" demişim, o da çok sinirlenmiş ve bana "kart sensin postal da.......... girsin" demiş... hah hoh hah... ne kadar komik değil mi? ve insanlar bu habere bayılmış, bir an içinde tüm türkiye'ye yayılmış... türlü çeşitli anlatılmaya başlanmış... bir radyo programında olmuş, hayır cem özer'in tv programında gerçekleşmiş... sanki duymuşlar gibi benim ağzımdan böyle bir şeyi, anlatıyorlar da anlatıyorlar vecd içinde... hani ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler ya... en küçük bir kıvılcım bile yok bu olayın çıkması için. can yücel ile çok iyi dost olmamız dışında... o da ben de çok üzülmüştük bu olay patladığında ve ne yapacağımızı şaşırmıştık. datça'daki can yücel şenliklerine konuk olduğumda hâlâ güler ve su yücel ile bu konuyu şaşkınlıkla anarız. şimdi size olayı çözüşümü anlatayım... sunay akın bir gün bana dedi ki; "o laf ece ayhan'a aittir"... ben bunu düşünüp dururken, arda uskan önüme 22 kasım 1987 tarihli bir nokta dergisi koydu. içinde şair ece ayhan'la yapılmış bir söyleşi vardı. ayhan, nazım hikmet ile düşüncelerine; "büyük şair olduğuna hiç kuşku yok. bunu anlamak için şeyh bedrettin destanı'nı okumak bile yeter" diye başlıyor, şöyle diyordu sonunda "... 1950 sonrası yazdıkları, saman şansı hariç kartpostal şiirleridir..." buyurunuz... işte belgesiyle açıklıyorum... şimdi ne olacak? herhalde ece ayhan'ı kadın zanneden bir "salak" bir süre sonra onu benimle karıştırdı ve ece oldu duygu... "postal girsin" bölümü de o salağın yaratıcılığı işte. sonra binlerce -salak diyemiyeceğim onlara çünkü o kadar çoklar ki-kişi de bu sevimli olaya bayıldı ve yaydı da yaydı... tanınan biri olmanın böyle olumsuzluktan var işte. yıllarca üzerinizde hiç hak ermediğiniz bir olumsuzlukla yaşayıp, boşu boşuna insanların nefretini kazanıyorsunuz... siz olsanız nasıl başa çıkardınız bu iğrençlikle? düşüncelerimi yazma fırsatım olduğu halde ben başa çıkamadım, internet sitelerinde bana hakaretler yağdıranlara duyurulur. duygu asena, vatan gazetesi vatan gazetesi internet sitesi arşivindeki adresli yazıdırduygu asena kart ve postal hikâyesidünkü yazımda, "kendin çok yumuşaksın ama yazıların sert" diyenlere "nasıl sert olmanı, nasıl sinirlenmem" şeklinde bir şeyler yazıp, beni kızdıran konulara uzadığı için çok önemli birini bugüne sakladım. iki tür karaktere çok kızıyorum; birincisi, "hiç tanımadıkları insanlar hakkında ona zarar verici bir şeyler uydurup sağda solda anlatanlar."bunu ya cehaletlerinden, öyle sandıklan için yapıyorlar ya da gerçekten kötü niyetliler, sonucuyla çok "her duyduğu kötü şeye hemen inanıp, yemeyip içmeyip, gerçekmiş ve kendisi görmüş gibi etrafa yayanlar..."bu her ülkede böyle midir bilmiyorum; bizim ülkemizde iyi şeyler başkasına anlatılmıyor ama kötü, çirkin, fena şeylere inanmak ve neredeyse ağzından sular akarak bunu etrafa yaymak çok görünen bir az 15 yıldır üzerimden atamadığım, gerçekle hiç ilgisi olmayan bir iftira var... internet siteleri bile bu yüzden bana hakaretlerle dolu. karşılaştığım on kişiden sekizi bunu bana sorar... ilk çıktığı günlerde yazmıştım ama gerçek ağızdan okuduğuna inanan, sağduyulular da çıkmıyor bu siz de duymuşsunuzdur... olay şu ben can yücel'e "nazım hikmet kartpostal şairidir" demişim, o da çok sinirlenmiş ve bana "kart sensin postal da.......... girsin" demiş... hah hoh hah... ne kadar komik değil mi? ve insanlar bu habere bayılmış, bir an içinde tüm türkiye'ye yayılmış... türlü çeşitli anlatılmaya başlanmış... bir radyo programında olmuş, hayır cem özer'in tv programında gerçekleşmiş... sanki duymuşlar gibi benim ağzımdan böyle bir şeyi, anlatıyorlar da anlatıyorlar vecd içinde...hani ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler ya... en küçük bir kıvılcım bile yok bu olayın çıkması için. can yücel ile çok iyi dost olmamız dışında...o da ben de çok üzülmüştük bu olay patladığında ve ne yapacağımızı şaşırmıştık. datça'daki can yücel şenliklerine konuk olduğumda hâlâ güler ve su yücel ile bu konuyu şaşkınlıkla size olayı çözüşümü anlatayım... sunay akın bir gün bana dedi ki; "o laf ece ayhan'a aittir"... ben bunu düşünüp dururken, arda uskan önüme 22 kasım 1987 tarihli bir nokta dergisi koydu. içinde şair ece ayhan'la yapılmış bir söyleşi vardı. ayhan, nazım hikmet ile düşüncelerine; "büyük şair olduğuna hiç kuşku yok. bunu anlamak için şeyh bedrettin destanı'nı okumak bile yeter" diye başlıyor, şöyle diyordu sonunda "... 1950 sonrası yazdıkları, saman şansı hariç kartpostal şiirleridir..."buyurunuz... işte belgesiyle açıklıyorum... şimdi ne olacak? herhalde ece ayhan'ı kadın zanneden bir "salak" bir süre sonra onu benimle karıştırdı ve ece oldu duygu... "postal girsin" bölümü de o salağın yaratıcılığı binlerce -salak diyemiyeceğim onlara çünkü o kadar çoklar ki- kişi de bu sevimli olaya bayıldı ve yaydı da yaydı...tanınan biri olmanın böyle olumsuzluktan var işte. yıllarca üzerinizde hiç hak ermediğiniz bir olumsuzlukla yaşayıp, boşu boşuna insanların nefretini kazanıyorsunuz...siz olsanız nasıl başa çıkardınız bu iğrençlikle? düşüncelerimi yazma fırsatım olduğu halde ben başa çıkamadım, internet sitelerinde bana hakaretler yağdıranlara duyurulur. Sözün Can Yücel'e ait olduğu rivayet edilir. Söylentiye göre bir programda Duygu Asena, Nazım Hikmet'e "kartpostal şairi" demiş, bunun üzerine Can Yücel de telefonla programa katılmış ve "kart sensin postal da sana girsin" demiş. Böyle bir çıkış delidolu, küfrü esirgemeyen Can Baba’ya aykırı düşmüyor. Böyle bir olayın yaşandığına gözüyle tanık olduğunu söyleyenler bile var. İnternet artık en önemli bilgi kaynağımız ama yanlışın yayılmasının da bir numaralı kaynağı. Edindiğimiz verilerin sağlamasını mutlaka yapmamız gerekiyor. Yoksa zor durumlara düşmek işten bile değil. Buna özen göstermeyen köşe yazarlarının nasıl rezil olduğuna da tanık oluyoruz. Üstelik yaratılan gaf da internet sayesinde ışık hızında yayılıyor. Örnek; Nazlı Ilıcak, Mevlana’ya ait diye Can Dündar’ın yazdıklarını köşesine taşımıştı. Duygu Asena 2004 yılı ortalarında Vatan’da “Kart ve Postal Hikayesi”ni doğru olmadığını açıkladı. Yazısında "...1950 sonrası yazdıkları, Saman Şarısı hariç kartpostal şiirleridir..." sözünü alıntılayarak, bu lafın Ece Ayhan’a ait olduğunu belirtmişti. Asena şöyle devam edip, kendi tezini ortaya koyuyor “Herhalde Ece Ayhan'ı kadın zanneden bir salak’ bir süre sonra onu benimle karıştırdı ve Ece oldu Duygu... Postal girsin’ bölümü de o salağın yaratıcılığı işte.” Söylentinin evrimi daha karmaşıktır ve nihayetinde gerçek kadar gerçeğe dönüşebilir. Şiirin izini sürerek söylentinin kaynağını arıyoruz, karşımıza Küçük İskender çıkıyor. Bakalım o ne diyor can yücel'in kitabı seke seke "seke seke ben geldim, sike sike ben gidiyorum” diye biten bir şiirle açılıyor kitap, sansürsüz! bu mısraların altyapısı, taşıdığı derin mana manada yer kaplamak poetik birikim karşısında kitabı elinizden düşürmemeniz mümkün değil! hele benimle ilgili bir şiir var ki yalnızca alıntılıyorum "küçük iskender kuşumla fazla oynama sen! seni becereceğime, ayol büyük iskender’i beceririm hem sana şunu da söyleyeyim nazım için “gurbette yazdığı şiirler kartpostal şiiri” diyen ece'nin kendisi kart bir postal…." "ve ben küçük iskender, diyorum ki kötü bir şairden daha üzücüsü, iyi ama bunak bir şair olmaktır!” Bilgi kaynağımız yine internet olduğundan, bilgilerin güvenilirliğinden kuşkulanabilirsiniz. Durumdan şikayetçi olmayın, doğrularımızın ancak geçici doğrular olabileceğini kabul edin. Yoksa senede birkaç Mars Ay kadar büyük görünecektir, yüzlerce söz, sahiplerinden habersiz söylenecektir.

kart sensin postal da sana girsin