DatçaKültür Sanat Dayanışması tarafından organize edilen Can Yücel Kültür Sanat Festivali 26, 27 ve 28 Nisan’da düzenlenecek. murekkephaber.com Can Yücel Kültür Sanat Festivali 26, 27 Ve 28 Nisan’Da Datçada - Etkinlik - Güncel Ve Özgün Kültür-Sanat Haberleri Mürekkep Haberde! Şair Can Yücel'in babası olan Hasan Ali Yücel, 26 Şubat 1961 günü sabahı enfektüs'ten konuk olarak kaldığı Prof. Dr. Tevfik Sağlam'ın evinde hayata veda etti. Cenazesi 2 Mart 1961 günü Cebeci Asri Mezarlığında toprağa verildi. Rengi şafaktan kırmızı.. Ona bu al rengi veren.. Türk'tür onu yükseltecek.. 1000Kitapta Ara. Can Yücel. Her Şey Giriş Tarihi: 06.05.2016 17:32 Güncelleme Tarihi: 10.01.2018 11:08. Devamı. Bülent Şakrak, 26 Ağustos 1977 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. 1996 yılında Kartal Sanat İşliği Tiyatrosu Özellikle yıllarca yapılmayan Can Yücel Kültür Sanat Festivali'ni yeniden hayata geçirdi. Bu yıl 2/5 Haziran tarihlerinde üçüncüsünü yapacak. Müzikten tiyatroya, edebiyattan şiire, heykel, resim, fotoğraf sergilerine, onlarca etkinliği içine alan bir festival düşünün. Ticari bir amacı yok. Bir sponsorluk anlaşması yok. Fast Money. AKGÜN AKOVA Haziran 2009’da, Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’nda Nâzım Hikmet’i anmak için toplanmıştık. Şairi sevenlerin karşısında konuşma yapacak konuklardan biriydim. Nâzım gibi büyük bir söz ustası hakkında, hem de onun ve Vera’nın baş ucunda konuşmak da kolay iş değildi. Beni orada bu güzel yükten Can Yücel’in torunu Alibey’in ninesine sorduğu soru kurtarmıştı. Yanlış anımsamıyorsam sözlerime şöyle başlamıştım "Can Yücel toprağa verildiğinde torunu Alibey, 'Dedemi nereye ektiniz?' diye sormuş. Ne kadar doğru bir soru bu! Böylesine dev şairler gömülmezler, ekilirler. Hem de öyle bir ekilirler ki, kökleri dünyanın dört bir yanına yayılır, başka başka yerlerde yeniden ve yeniden yeryüzüne çıkarlar.” Öyle oldu, Nâzım da, Can Yücel de kök saldılar dilimize, şiir bahçemize, insanlığımıza. Haksızlığa kafa tuta tuta, şiirin özsuyunu sıka sıka, deli dolu akan söz nehirleri yarattılar. Sosyalist bir gün doğumuydu Can Yücel. İflah olmaz bir şiir çağlayanıydı. Bir küfürle bir şiiri başlatabilir, başka bir küfürle bir kavgayı bitirebilirdi. Şiirlerinin açılış kurdelesi, her zaman eşi Güler Hanım’ın kulağının içinde kesilirdi. Sonrasında güneş birdirbir oynardı Can Yücel’in sırtında gün boyu, yeni dizelerin peşine takılana kadar. Ele avuca sığmayan, baskıya kafa tutmaktan hiç mi hiç çekinmeyen Can Yücel 1989’dan başlayarak son yıllarını Datça’yla kucak kucağa geçirdi. Yarımadanın “iki metreden su çıkan nemli toprağı”nı sevdi. Bütün seslerini kulağına yatırdı. Gugukçular, ağustos böcekleri, köpekler, inekler havlaya böğüre bir caz orkestrasına dönüştüler. Çayır Çimen Bahçesi’nin müzisyenleri oldular! Bu coğrafya onun şiirlerine melisa dalına konan serçeyle, buharlaşan adaçaylarıyla, birdirbir oynayan güneşle, “sabahın hıçkırıkları” dediği kumrularla, tangoya benzettiği bahçeyle, göbeklerinde bir damla ateş gördüğü mum çiçekleriyle girdi. Girdi ve çıkmadı. Doğanın kapılarını sonuna kadar açarak bu yarımadayı edebiyat meraklılarına da sevdirdi, üstelik çaktırmadan “tabiat bilgisi” dersi vere vere “Açtım ki gözlerimi sabah olmuş Datça’dayım / Ergen ışıklarla karşımda erguvana kesmiş / Gocadağ / Tüm engebesiyle yanıyor o koskoca kaya / Dağkeçileri düzlere kaçmış olmalı” DATÇA’NIN KEÇİ YOLLARI Ben Can Yücel’in şiirlerini okudukça Datça’nın keçi yollarına, ıssız büklerine vurdum kendimi. Bakmak için, kim bilir nerede karşıma çıkacak bu delifişek şair! Bu ölmez adam Datça’ya yirmi yıl önce ekildiğine göre, katırtırnaklarıyla, kaparilerle, gelinciklerle boy vermiştir diye geçirdim içimden. Öyle bir söz fırlamasıdır ki o, uçuyordur mutlaka bir yerlerde! Uçuyordur mehtapta Kızlan’daki yel değirmenleriyle, Alavara’daki doludizgin yaban eşekleriyle, burunlarla, koylarla, büklerle… Belki emekli fener bekçisiyle laflıyorlardır Tekir Burnu’nun rüzgarlarından, rakılarını yudumlayarak. Öyle dolaştım mutluluğun yarımadasını. Göremedim kendisini ama her yerde sesini, fısıltılarını duydum! Sonra Knidos yolu üzerinde denizi anadan üryan gören bir kayanın üzerinde oturup dizeler düşürdüm onun için “Can Yücel uyandığında / martılar şişeleri çıkarırlar sudan, içleri dalgalarla dolu / martı dediğin ne ki, sokak çocukları denizin / deniz dediğin ne ki, şiirin sofrasında bi’ avuç tuz / Can Yücel dediğin ne ki, kopan ipten düşmeyen cambaz / gıllıgışlı bi’ kız sevdirir ağzı bozuk bir adama / yuvalarını bi’ kırlangıca yaptırır bi’ nar kabuğunun içine / Güler çoktan toplamış olur papatyaları kırdan / papatyalar aşka gelip ayaklanmış olur öğleye kadar…” Can Yücel’in “Safkan bir av köpeği / Yunan’dan kalma bir tazı / Denizin içine kıvrılmış yatıyor güneşte / Bu güzelim yarımada” dediği Datça’da hangi büke varırsanız varın, kendinizi denize atasınız gelir. Bir an tereddüt edecek olsanız, Can Yücel’in sesi duyulur “Haydi koş dal git denize be çocuk!” Deli zeytinler, orkideler, sandal ağaçları, değirmenlere yuva yapan gökkuzgunlar ve Mavi Yolculuk tekneleri de çoğaltırlar şairin sesini. Akdeniz’in ışığının yolu onun şiirlerinde “limona, badem ağ’cına, yeni çapalanmış toprağa” düşer. “Rüzgarın yolları köpeklerin, ineklerin, inen kazmaların sesine varır taş damların üstünden sekerek. Güneşin parmakları Gocadağ’a sarılır. Simi adası yapraklanan gölgesiyle uzakta”dır, çok iyi seçilmez. Ama benim gördüğüm şudur, Datça’da her Can Yücel şiiri okunduğunda, şairin haritadaki şekline bakıp zürafa boynuna benzettiği yarımada şöyle bir kımıldanır, bir yanında Ege bir yanında Akdeniz. Bütün bunları düşüne düşüne, Knidos’ta deniz fenerine giden kekik kokulu yolu yürürken arada bir durup ben de yeni dizeler yazarım Can Yücel için “Can Yücel uyandığında /gümüşten bi’ tüy dikip manzaraya çoktan çekip gitmiş olur Ay / sabah akşamın işine karışır / bi’ sarnıç gemisi alev alır / namlusuna kiraz çekirdekleri sürer Fethi Bey bahar dolayısıyla / şakağına şakağına dayar tabağını Rakı Fabrikası’nın / Anadolu’nun uzak zürafası Datça’da / bahar dolayısıyla balayına çıkar badem ağaçları / bi’ şenlik ateşidir çünkü güneş Can Yücel uyandığında” İşte o zaman bir fısıltı değil davudi bir ses yükselir antik limandan Kriyo’nun tepelerine doğru “Sabah kalkıp kapıları açıyorum / Bütün herkes geliyor / Serçeler kumrular İsa çiçekleri / Bulutları çağırıyorum geliyorlar / Gökyüzü çok fena mavi” Ben de Can Yücel’in sesinin beni götürdüğü yere doğru tornistan eder, evinin bulunduğu Eski Datça’ya giderim. Begonviller, sarmaşıklar, duvar üstünde pinekleyen kediler beni karşılar. Muhtar Orhan’ın Kahvesi’nde Can Yücel ile dolu anılarla saatler geçirir, şiirlerindeki Datçalılarla karşılaşmanın mutluluğunu yaşarım. Bir onlar anlatır, bir ben anlatırım. Sonra kalkar, Can Yücel Sokağı’nın tabelası önünde şiir okuyan, fotoğraf çektiren gençlere gülümser, şairin evine varırım. Kapıyı çalar, Güler adlı şiir tanrıçasının kapıyı açmasını beklerim. Beklerken de duvarları aşan begonvillerin yaprakları arasından Can Yücel’in şiir okuyan sesini duyar, “Bakın işte dememiş miydim size, ölmemiş o! Hayatın tadını gizli gizli çıkarmayı sürdürüyormuş!” diye heyecanla söylenirim. Can Yücel de karşılığını vermeden durur mu “Çocukluktan sonrası boştur, bir aşk / İki aşk, üç şiir / Gerisi bihoş / Bir çavlandır hayat / İçinde iki kez yıkanabilirsen eğer.” Derken kapı açılır, sonrası günebakan yağmuru… Can Yücel 21 Ağustos 1926, İstanbul - 12 Ağustos 1999, modern Türk şairidir. Kullandığı kaba ama samimi dil ve bariton sesi ile okuduğu Türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır. Tek parti döneminin 7 yıl süre ile Millî Eğitim Bakanlığını yapan Hasan Âli Yücel’in oğludur. Hayatı 1943 yılında, yakın dostu ve Ankara Atatürk Lisesi'nden sınıf arkadaşı Gazi Yaşargil ile birlikte yurt dışı eğitim bursu kazandığı halde, babası, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel " Bakan, kendi oğluna torpil yaptı derler" diyerek karşı çıktı, söylendi. Gazi Yaşargil, bu bilginin doğru olmadığını, ikisinin de ailelerinin imkânlarıyla yurt dışına gittiklerini açıkladı. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum ve Marmaris'te turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı Güzel ve Su ve bir oğlu Hasan oldu. Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. 1996 yılında kurulan Emek Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Şairin "Hava döndü" şiiri EMEP'in parti marşı olarak kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten de yargılanan Yücel, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya defnedildi. Sanat Hayatı Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında `Yenilikler`, `Beraber`, `Seçilmiş Hikayeler`, `Dost`, `Sosyal Adalet`, `Şiir Sanatı`, `Dönem`,`Ant`, `İmece` ve `Papirüs` adlı dergilerde yazdı. Daha sonraları `Yeni Dergi`, Birikim`, `Sanat Emeği`, `Yazko Edebiyat` ve `Yeni Düşün` dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkûm oldu. 1974’de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı Bir Siyasinin Şiirleri adlı kitabını yayımladı. 12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı. 1962'de İngiltere'deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırdı. Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel, ilk şiirlerini 1950 yılında `Yazma` adlı kitapta toplamıştır. Can Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti. Can Yücel'in ilham kaynakları ve şiirlerinin konuları; doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar, duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanlar vardır. 'Maaile' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Can Yücel için ailesi çok önemlidir eşi, çocukları torunları, babası.. Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımıştır. 'Küçük Kızım Su'ya', 'Güzel'e', 'Yeni Hasan'a Yolluk', 'Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır. Can Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi önemli yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Shakespeare çevirileri Hamlet, Fırtına ve Bir Yaz Gecesi Rüyası aslına bağlı kalmayan, eserleri topluma aktarma amacıyla yaptığı çevirilerdir. Shakespeare'in ünlü 'to be or not to be' sözünü 'bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin' şeklinde Türkçeleştirmiştir. 1959'da ilk baskısı yayımlanan 'Her Boydan' adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirmiştir. 12 Ağustos 1999 tarihinde vefat eden Yücel'in cenazesi dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'nın katkıları ile Datça'ya getirildi ve 17 Ağustos 1999 tarihinde 1999 Gölcük depreminin meydana geldiği tarihte defnedildi. Ölüm yıldönümlerinde anma törenleri, "şarap" içiliyor gerekçesi ile Datça Belediyesi tarafından yapılmadı. "Mekanım Datça Olsun" isimli bir kitap yazması ve yayınlaması nedeniyle, mezarı Datça şehrine defin edilen Yücel'in mezarı, Datça'da adına tören düzenlenmemesi ve başka yerlerde yapılan törenler nedeniyle yıkıma uğratıldı ve mezar taşı parçalandı. Mezarı yakınında bulunan "Can Evi" isimli alan ise, bu yıkımın ardından kapatıldı. Yayın akışlarını detaylı olarak görmek istediğiniz kanalı tıklayın. Geçmiş YayınYayında ŞuanGelecek Yayın MASUMLAR APARTMANI1155-1520 GÖNÜL DAĞI1520-1900 ANA HABER1900-1955 İDDİALARIN AKSİNE1955-2000 KARA TAHTA2000-2345 CANIM ANNEM1430-1545 DOYA DOYA MODA1545-2000 MASTERCHEF TÜRKİYE2000-0015 CANIM ANNEM0015-0115 DOYA DOYA MODA0115-0315 ASLI HÜNEL İLE GELİN EVİ1215-1500 KUZEY YILDIZI İLK AŞK1500-1825 SHOW ANA HABER1825-2000 GÜLDÜR GÜLDÜR SHOW2000-2245 GÜLDÜRME BENİ2245-0130 BAŞ TACIM1340-1530 DÜŞMAN BAŞINA1530-1800 KANAL 7 HABER SAATİ1800-1900 YEMİN1900-2115 DİRİLİŞ ERTUĞRUL2115-2315 YAPRAK DÖKÜMÜ1300-1530 AŞK-I MEMNU1530-1900 KANAL D ANA HABER1900-2000 SEVERSİN2000-0015 BORÇ HARÇ0015-0315 YÜKSEK SOSYETE / TKR0945-1245 ERKENCİ KUŞ / TKR1245-1600 KİRALIK AŞK / TKR1600-1845 STAR HABER1845-2000 KURYE2000-2200 SEN ÇAL KAPIMI - TEKRAR1052-1300 KADİR EZİLDİ İLE...1300-1600 ESRA EZMECİ İLE KARŞI KARŞIYA1600-1900 FOX ANA HABER1900-2000 CELAL İLE CEREN2000-2230 HAVA DURUMU1455-1500 HABER AJANDASI1500-1555 HAVA DURUMU1555-1600 GÜNÜN İÇİNDEN1600-1655 HAVA DURUMU1655-1700 GÜNDEM1200-1400 BUGÜN1400-1600 GÜNLÜK1600-1800 ANA HABER1800-2045 AKIL ÇEMBERİ2045-0100 HABER BÜLTENİ1400-1500 HT 3601500-1645 SPOR BÜLTENİ1645-1700 HABER BÜLTENİ1700-1900 ANA HABER BÜLTENİ1900-2030 5. İSLAMİ DAYANIŞMA OYUNLAR...1325-1530 5. İSLAMİ DAYANIŞMA OYUNLAR...1530-1630 GÜNDEM FUTBOL TRANSFER1630-1730 2023 CEV AVRUPA ERKEKLER VO...1730-1900 SPOR MERKEZİ1900-2100 PREMIER LEAGUE MAÇ ÖZETLERİ1500-1530 BUNDESLIGA MAÇ ÖZETLERİ1530-1600 HABER1600-1630 EFL CHAMPIONSHIP MAÇ ÖZETLERİ1630-1700 LIGUE 1 MAÇ ÖZETLERİ1700-1730 HAYALİMDEKİ KUMSAL EVİ1430-1530 GIADA İLE YAZ SOFRALARI1530-1630 SU GİBİ EVLER1630-1730 KUMSALDA KELEPİR AVI1730-1800 KUMSALDA KELEPİR AVI1800-1830 BEN BUNU YERİM!1510-1540 PİZZA USTALARI1540-1605 ATEŞ VE YEMEK1605-1635 YOLDA NE YİYORUZ?1635-1700 YOLDA NE YİYORUZ?1700-1730 SIFIR ATIK1430-1505 FORMÜLSÜZ HAYAT1505-1555 İNSANLAR VE İNANÇLAR1555-1625 BİR AŞ HİKAYESİ1625-1705 EŞYANIN SERÜVENİ1705-1730 İMPALA GÜNLÜKLERİ1500-1530 PEDALLA1530-1600 FOTOĞRAFIN DOĞASI1600-1630 TACTİCAL CUP1630-1700 SÜREK AVCILARI1700-1800 ÇİZGİ FİLM "PIRIL"1515-1530 ÇİZGİ FİLM "RAFADAN TAYFA"1530-1600 ÇİZGİ FİLM "Z TAKIMI"1600-1625 ÇİZGİ FİLM "NASREDDİN HOCA ...1625-1650 ÇİZGİ FİLM "İBİ"1650-1715 GRIZZY VE LEMMINGLER1500-1530 GRIZZY VE LEMMINGLER1530-1600 BARBIE İKİMİZ1600-1630 PATRON BEBEK YİNE İŞ BAŞINDA1630-1700 SEVİMLİ KAHRAMANLAR HİKAYELER1700-1730 HABER CANLI1400-1415 FENERBAHÇE - SLOVACKO1415-1615 HABER CANLI1615-1630 TARİHTE BUGÜN1630-1645 FENERBAHÇE YOUTUBE1645-1700 GÜN ORTASI1400-1500 FT ANTALYASPOR - GALATASARAY1500-1700 HABER1700-1730 DÜNYANIN SPORU1730-1800 SARI MI? KIRMIZI MI?1800-1830 YARIŞ ZAMANI1200-1345 GÜNÜN YARIŞLARI1345-2200 DÜRBÜNDEN YANSIYANLAR2200- - - SPOR1520-1530 ORTAK GELECEK1530-1555 HAVA DURUMU1555-1600 GÜNÜN İÇİNDEN1600-1625 PARANIN NABZI1625-1630 PİYASA HATTI1400-1500 AKILLI PARA1500-1600 FİNANS MERKEZİ1600-1700 KAPANIŞA DOĞRU1700-1745 GÜNDEN KALANLAR1745-1900 GÜN ORTASI1340-1400 GÜNÜN İÇİNDEN1400-1600 GÜNDEM1600-1630 SPOR BÜLTENİ1630-1645 TUNA ÖZTUNÇ İLE DÜNYADA BUGÜN1645-1800 GÜNÜN NABZI1500-1545 SPOR1545-1600 GÜNÜN NABZI1600-1700 GÜNÜN NABZI1700-1800 GÜNÜN NABZI1800-1900 ÖĞLE AJANSI1300-1500 ŞEHR-İ MUHARREM1500-1600 AKŞAMA DOĞRU1600-1830 ÜLKE ANA HABER1830-2000 HABER SERVİSİ2000-2200 TÜRK SİNEMASI1330-1530 GÖKYÜZÜNDEN [TEKRAR]1530-1600 AİLELER YARIŞIYOR [TEKRAR]1600-1730 TÜRK SİNEMASI1730-1900 BEN BİLİRİM1900-2100 BİLGİNİZ OLSUN1345-1445 AŞK VE GURUR1445-1615 MÜDÜR MÜDÜR MÜDÜR1615-1800 ALL THE GOALS1800-1830 KLASİKLER1830-1900 KALK GİDELİM1300-1545 BELMA BELEN'LE GEZİYORUZ1545-1645 KURTLAR VADİSİ PUSU1645-1830 BEYAZ ANA HABER [CANLI]1830-1930 KURŞUN1930-2115 HABER BÜLTENİ1330-1500 HABER BÜLTENİ1500-1800 ANA HABER BÜLTENİ1800-2000 EŞİT AĞIRLIK2000-2230 HABER BÜLTENİ2230-2245 YAŞANABİLİR DÜNYA1500-1530 SPOR EKONOMİSİ1530-1600 KÜRESEL BAKIŞ1600-1630 GÜN SONU1630-1735 STÜDYO HAMBURG1735-1800 GÜNDÜZ1400-1545 SPOR1545-1600 HABER MERKEZİ1600-1745 SPOR1745-1800 DÜNYA GÜNDEMİ1800-1900 KAHVE MOLASI1235-1300 MODERATÖR1300-1600 MODERATÖR1600-1800 AKŞAM HABERLERİ1800-2000 BRİFİNG SAATİ2000-2045 ARA NAĞME1445-1500 MUKABELE1500-1600 GÖNÜL SOFRASI1600-1645 BİR HADİS BİR YORUM1645-1700 MİNİK SEYYAH1700-1730 OKUYORUM YAZIYORUM1430-1530 İNGİLİZCE-41530-1600 TÜRKÇE-11600-1630 TÜRKÇE-21630-1700 TÜRKÇE-31700-1730 NEDİR, NASIL OYNANIR?1520-1530 İNGİLİZCE-71530-1600 OLAY YERİ İNSAN VUCUDU1600-1630 OLAY YERİ İNSAN VÜCUDU1630-1700 TOZKOPARAN1700-1830 TEFSİR-111500-1530 HİTABET VE MESLEKİ UYGULAMA 111530-1630 MATEMATİK-9 [TEKRAR]1630-1700 YABANCI ÖĞRENCİLER İÇİN TÜRKÇE1700-1730 TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-101730-1830 MUCİZE1330-1400 FINEAS VE FÖRB1400- - - - UÇANKUŞ TV2200-2300 UÇANKUŞ TV2300- - - - GÜN İZİ1300-1500 ANKARA SAATİ1500-1600 YAKINDAN BAKINCA1600-1800 AKŞAM HABERLERİ1800-1930 ANA HABER1930-2100 SİYAH BEYAZ AŞK1300-1515 GÜNEŞİ BEKLERKEN1515-1800 AKASYA DURAĞI1800-1945 ARKA SOKAKLAR1945-2215 YALAN DÜNYA 2215-0000 Anayasa Mahkemesi, şaşırtan, tartışmalı ya da skandal denilebilecek uygulamalarını sürdürüyor. Bugün, iki kardeşinin TSK’dan ihraç edilmesi sonrasında ByLock’ta Morbeyin’ in ortaya çıkarılmasına önayak olan, ancak kendisi de kamudan çıkarılan Levent Mazılıgüney tarafından çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Mazılıgüney, video kaydı ve görselleri de twitter hesabından paylaşarak, Anayasa Mahkemesi’nin sayfasındaki skandal’ bir notu paylaştı. Sosyal medyadaki video kaydına ve mahkeme sayfasındaki görüntülere göre, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan’la ilgili kararın yanına “PDY ile ilgili müdahaleler bağlamında yapılacak başvurularda kullanılacaktır” notu düşülmüştü. Anayasa Mahkemesi'nden ihsası rey iddialarına yanıt Tamamen gerçek dışı Bu not, Paralel Devlet Yapılanması yani FETÖ başvuruları konusunda “ihsas-ı rey” niteliğinde. Mazılıgüney, bu notun, iç yazışma yerine yanlışlıkla ana ekrana yazıldığını ve tüm FETÖ başlıklı başvurularda kullanılmak üzere kaleme alındığını görüntülerle kanıtladı. Bu iddia doğru olmasa bile notun varlığı skandal niteliğinde. Zira bu not, benzer başvuruların aynı gerekçeyle reddedilmesi’ konusunda görüş taşıyor. Anayasa Mahkemesi ise açıklama yapmak yerine siteye erişimi saat sıralarında engelledi. Sayfaya girenler, “Sunucuya erişimde sorun yaşanmaktadır” notuyla karşılaştı. Tartışma ve çelişkili kararlar Bu tartışmaların odağındaki Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 3 aydır ilginç biçimde, kamuoyunda büyük tartışma yaratan, büyük mağduriyetlerin yaşandığı, yıllardır ısrarla gündemine almadığı dosyaları birer birer karara bağlıyor. Mahkeme; önce Cumhuriyet davasını gündeme aldı. Haber yazmaktan başka hiçbir eylemi olmayan gazetecilerden Murat Sabuncu, Akın Atalay, Ahmet Şık ve Bülent Utku'nun başvuruları reddedildi. Kadri Gürsel’in başvurusu için hak ihlali kararı verdi. Mahkeme, aynı gün, gazeteci Murat Aksoy için de hak ihlali’ kararına imza attı. Yüksek Mahkeme, bu kararın hemen ardından Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da aralarında bulunduğu 9 gazetecinin başvurusunu görüştü. Altan ve Ilıcak için “hak ihlali yok” kararı veren mahkeme, Ali Bulaç’ın “kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ifade özgürlüğü" haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Gazetecilerle ilgili bu kararları kamuoyunda çok tartışılan başka dosyalar izledi. Gezi dosyasının bir numaralı sanığı, iş insanı Osman Kavala’nın başvurusu sürpriz biçimde ilk duruşma öncesinde gündeme alındı ve Kavala için “hak ihlali yok” denildi. Hemen ardından Ayşe öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik’in dosyası gündeme alındı ve bu kez “hak ihlali” kararı verildi. Anayasa Mahkemesi, son olarak Almanya vatandaşı gazeteci Deniz Yücel’in dosyasını karara bağladı ve “hak ihlali” kararı verdi. Anlaşılmaz kriterler Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına baktığınızda basın ve ifade özgürlüğünün nerede başlayıp nerede bittiğini anlamanız mümkün değil. * Deniz Yücel dosyasında nasıl belirlendiği anlaşılmaz bir dizi kriter sıralandıktan sonra bu kriterlere göre PKK yöneticileri ile röportaj yapmanın suç olmadığı ve gazetecilik kapsamında kaldığı, aksi uygulamanın basın özgürlüğünü sınırlayacağı söyleniyor. * Yine Yücel kararına göre, gazetecilerin siyasilerin de dile getirdiği bazı görüşleri dile getirmeleri suçlanmaları için yeterli değil. * Murat Aksoy kararında da bu özgürlükçü tutum devam ettiriliyor. Kararda, "savunduğu görüşlerin terör örgütünün söylem ve görüşleriyle paralellik göstermesi ve kimi noktalarda örtüşmüş olması tek başına suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilemez” deniliyor. Buna karşılık Murat Sabuncu ile ilgili verilen karardaki yorum soyut ve anlaşılmaz “Gazetede sorumlu olduğu dönemde yayımlanan haber, yazı ve manşetler ile başvurucunun sosyal medya paylaşımlarında eleştirel olma ve haber yapmanın ötesinde süreklilik arz edecek şekilde devletin PKK ve FETÖ/PDY’ye karşı verdiği mücadeleyi zayıflatacak yayınlar yapıldığı, toplumu kamplaştırmaya yönelik mesajlar verildiği, anılan örgütlerin masum ve mağdur olarak gösterilmeye ve lehlerine algı oluşturulmaya çalışıldığı, tutuklama için gerekli olan kuvvetli belirtinin bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.” Bu görüş, Akın Atalay, Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Göngör, Musa Kart, Güray Öz ve Hakan Kara ile ilgili kararlarda da bir biçimde tekrar ediliyor. Ahmet Şık kararında ise Deniz Yücel kararının tam aksi yönünde görüşler sıralanıyor “Tutuklama kararında başvurucunun haber ve yazılarında haber aktarma amacının ötesine geçerek terör örgütlerinin söylemlerinin geniş kitlelere ulaşmasını sağladığı belirtilmiş ve kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Örgütün ses getirmek ve adını gündemde tutmak amacıyla gerçekleştirdiği bir eylemi tam da işlendiği sırada failleriyle röportaj yapmak ve onların mesajını kamuoyuna duyurmak suretiyle suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirmesi keyfî ve temelsiz değildir.” Altan kardeşler çelişkisi * Anayasa Mahkemesi, Mehmet Altan’ın tutuklandığı dönemde Altan ve Şahin Alpay ile ilgili verdiği kararlarda hak ihlali’ yorumu yapmış ve yerel mahkemenin buna rağmen gazetecileri tahliye etmemesi üzerine mahkeme kararlarının bağlayıcılığını anımsatarak, tahliyenin yolunu açmıştı. AİHM de Mehmet Altan’ın tutuklanması nedeniyle Türkiye’yi tazminata mahkum etmişti. Ancak Altan’la ilgili bu karardan sonra tutuklu gazetecilerin dosyaları rafa kaldırıldı ve birkaç ay öncesine kadar unutuldu. * Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine yönelik kararda, katıldığı televizyon programı konusunda, “Bununla birlikte başvurucunun darbe teşebbüsünden bir gün önce Can Erzincan TV'de yayımlanan programdaki konuşmasında başvurucunun sarf ettiği sözlerin içeriği ve bağlamı, anılan sözler öncesinde ve sonrasında diğer konuşmacılar ile başvurucu tarafından dile getirilen hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun suça konu sözleri darbe teşebbüsünün ortamını hazırlamak amacıyla söylediğinin olgusal temellerinin soruşturma makamlarınca ortaya konulamadığı görülmektedir” denildi. * Aynı programda kardeşi Ahmet Altan da vardı. Altan’ın haklarının ihlal edilmediğini belirten mahkeme, televizyon programı için, “Başvurucunun darbe teşebbüsünden bir gün önce bir TV'deki konuşmaları, son dönemdeki yazıları ve gazetesindeki konumu ile bu konumun ilişkisini anlatan gizli tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde soruşturma mercilerince işaret edilen olguların FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi temelsiz ve keyfî olarak değerlendirilemez” yorumu yapıldı. Aynı program, benzer sözler için iki farklı yorum. Görüşü değişen 4 üye Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu’nun yaptığı basın açıklamasında işaret ettiği çelişki de tutarsızlığı doğruluyor “Çoğunluk kararının altındaki imza sahibinin yarısının hukukçu olmaması, dört üyenin imza attığı aynı dosya kapsamı için verdiği kararı, karardaki ilkeleri inkar etmesi ve son atanan üyelerin tümünün bu çoğunluk içinde yer alması belki de bu günlerde tartışılan ve yasalaşma aşamasında olan hukuk reformu açısından dikkate alınması gereken ilginç ve düşündürücü bir durum arz etmektedir.” Özetle; Mehmet Altan için “ihlal” diyen 4 üye, Ahmet Altan için “hak ihlali yoktur” diyor. Kavala, Ayşe öğretmen ve akademisyenler Osman Kavala için verdiği kararda, mahkemenin tutukluluk ile ilgili yorumları muazzam’ “Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konması her zaman mümkün olmayabileceği… tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir. Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir.” Oysa Deniz Yücel kararında, somut olguların bulunmaması “hak ihlali” sayılıyor. Ayşe Çelik kararında da mahkeme, ifade özgürlüğünü’ anımsıyor birden bire. Programdaki sözlerinin bu kapsamda olduğunu belirtirken, garip bir kriter de koyuyor “Şehit ailelerinin rencide edilmemesi.” Ayşe öğretmenin sözlerinin bu nitelikte olmadığını belirtiyor. Hangi sözün nasıl rencide edebileceği belirsiz. Akla ister istemez henüz dosyaları görüşülmeyen Barış Akademisyenleri geliyor. Aslında Ayşe öğretmen kararı emsal niteliğinde ancak konulan kriterlere göre nasıl bir yorum yapılacağı belirsiz. Manidar zamanlama! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin ilişkileri’ uzun zamandır dikkate değer bir seyir izliyor. AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin yıllarca beklettiği bir dosyayı bile gündemine almıyor. Gündemine almasına yönelik baskı olduğu, gündeme almasının beklendiği dönemde ise Anayasa Mahkemesi aniden o dosyayı gündeme alıp karara bağlıyor. Hemen ardından AİHM kararı geliyor. AİHM’nin Anayasa Mahkemesi’ni atlamak’ istemediği biliniyor. Aksi durumda tüm başvuruların kendisine yapılacağı ve muazzam bir iş yükü altına girileceği kaygısı da ortada. Zaten bu kaygı nedeniyle yapısı son derece tartışmalı OHAL Komisyonu bile yetkili’ kabul edildi. Ancak bu kaygıyı da aşan bir durum söz konusu. Skandal not “İhsas-ı rey anlamında” AİHM’nin Anayasa Mahkemesi’nin “etkisiz hukuk yolu” sayılmaması için verdiği uğraş ve imza attığı uygulamalar, uzun yıllar tartışılacak nitelikte. Anayasa Mahkemesi, belli ki suya sabuna dokunmadan, kimseyi kızdırmadan var olmaya çalışıyor. Yüksek Mahkeme, hakkını arayanların Türkiye’deki son adresi. Ancak bu nitelikteki bir kurumun verdiği çelişkili kararlar ve imza attığı uygulamalar, önce kendisiyle ilgili bir hak ve hukuk mücadelesi vermesi gerektiğini ortaya koyuyor. Can Yücel d. 1926 - ö. 12 Ağustos 1999, dünyaca tanınan modern Türk şair. Kullandığı kaba ama samimi dil ile Türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır Can Yücel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğludur. 1943 yılında, yakın dostu Gazi Yaşargil ile birlikte yurtdışı eğitim bursu kazandığı halde, babası, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in " Bakan, kendi oğluna torpil yaptı derler" diyerek engellemesi nedeniyle yurtdışına gidemedi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum ve Marmaris'te turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı Güzel ve Su ve bir oğlu Hasan oldu. Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü. Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında `Yenilikler`, `Beraber`, `Seçilmiş Hikayeler`, `Dost`, `Sosyal Adalet`, `Şiir Sanatı`, `Dönem`,`Ant`, `İmece` ve `Papirüs` adlı dergilerde yazdı. Daha sonraları `Yeni Dergi`, Birikim`, `Sanat Emeği`, `Yazko Edebiyat` ve `Yeni Düşün` dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkûm oldu. 1974’de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı Bir Siyasinin Şiirleri adlı kitabını yayımladı. 12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı. 1962'de İngiltere'deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırdı. Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel, ilk şiirlerini 1950 yılında `Yazma` adlı kitapta toplamıştır. Can Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti. Can Yücel'in ilham kaynakları ve şiirlerinin konuları; doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar, duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanlar vardır. 'Maaile' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Can Yücel için ailesi çok önemlidir eşi, çocukları torunları, babası.. Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımıştır. 'Küçük Kızım Su'ya', 'Güzel'e', 'Yeni Hasan'a Yolluk', 'Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır. Can Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Shakespeare çevirileri Hamlet, Fırtına, Bir Yaz Gecesi Rüyası aslına tam olarak bağlı kalmasa da son derece başarılıdır. Shakespeare'in ünlü 'to be or not to be' sözünü 'bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin' şeklinde Türkçeleştirmiştir. 1959'da ilk baskısı yayımlanan 'Her Boydan' adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirmiştir. ESERLERİYazma 1950 Her Boydan 1959, Çeviri Şiirler Sevgi Duvarı 1973 Bağlanmayacaksın Bir Siyasinin Şiirleri 1974 Ölüm ve Oğlum 1976 Şiir Alayı 1981, ilk dört şiir kitabı Rengâhenk 1982 Gökyokuş 1984 Beşibiyerde 1985, ilk beş şiir kitabı Canfeda 1985 Çok Bi Çocuk 1988 Kısa Devre 1990 Kuzgunun Yavrusu 1990 Gece Vardiyası Albümü 1991 Güle Güle-Seslerin Sessizliği 1993 Gezintiler 1994 Maaile 1995 Seke Seke 1997 Alavara 1999 Mekânım Datça Olsun 1999 En Uzak Mesafe Benim Adım Firuzansa Ne Olayım Cazcı firuzan 1997 Hotuhların dramı Bilmelisin ki Biraz alıştım Kadın dediğin Bördübet'ten Sedir Adası'na

can yücel nazlı ılıcak tv programı