Herayrıntıya bir işlev bulma saplantısı da ayrı bir aşırı uçtur, bizi ayrıntı avcılığına götürür ki, onun sonu gelmez.) (Afşar Timuçin, Estetik, BDS Yay. 1993) Eski bir dosta çok eski tarihli bir internet mektubundan az kısaltarak: yeni bir şeyler söylemeyi ilke edinmek. Eğer bir roman değerlendiriyorsak da Edebîmetin, gerçeğin algılanışı ve kurgulanışı kadar, ifade edilişi bakımından da farklı ve kendine has bir özelliğe sahiptir. İlimde gerçek, son derece yalın, açık ve düz bir biçimde ifade edilirken objektif ve rasyonalist bir tavır esas alınır. Hâlbuki sanat Timuçin Afşar Estetik. 2. Baskı BDS Yayınları. 1993. Çabuk, İsmet. Hepimiz Bu Ormanın Odunuyuz. kompozisyon, renk, resim teknikleri verilirken, Teknoloji Tasarımı dersinde ise farklılıkları bulma, hayal kurma, sorgulama, yaratıcı düşünme, akıl yürütme süreçleri vurgulanmaktadır. Bir d üğmeye basit bir Afşartimuçin romanı bulmaca sorusunun cevabı için tıklayın. Bulmaca sözlüğü, bulmacada, çengel bulmacada, kare bulmacada, bulmaca soruları, bilmece soruları, posta. Cumartesi, Mart 19 Bir dahaki sefere yorum yaptığımda kullanılmak üzere adımı, e-posta adresimi ve web site adresimi bu tarayıcıya kaydet. 45A. Mümtaz İdil Sovyet Romanı Yarın MB Kütüphane 6. 46 A. Prevost Manon Lesko Habora Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 2. 47 A. Robbe Grıllet Yeni Roman Yazko Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 3 216 Afşar Timuçin Felsefe Bir Sevinçtir Bulut Yayınları.pdf 8,9 MB Kütüphane 1. Fast Money. Afşar timuçin romanı bulmaca anlamı nedir? Bulmaca sözlüğü, bulmacada, çengel bulmacada, kare bulmacada, bulmaca soruları, bilmece soruları, posta gazetesi bulmacaları, posta gazetesi bulmaca çöz sözcük avı, zeki bulmacalarda sorulan Afşar timuçin romanı bulmaca sorusunun cevabı timuçin romanı nedir?Çengel Bulmaca, Kare Bulmaca, Altıgen Çengel Bulmaca, Sudoku Bulmaca, Sözcük Avı Bulmaca, Sarmal bulmaca, Çiftli sarmal bulmaca, Altıgen çengel bulmaca, Altıgen sözcük avı bulmaca, Kelime yerleştirmece bulmaca, Yapboz bulmaca, Labirent bulmaca, Kelime şifre bulmaca, Mozaik bulmaca, Altıgen bulmaca, Lekare bulmaca, Resimli kelime bulmaca, İngilizce crossword bulmacalarda sorulan Afşar timuçin romanı bulmaca anlamı nedir sorusunun 13 harfli cevabı ERKEN ÖLÜMLER Afşar timuçin romanı Bulmacada Nedir?KategoriBulmaca SözlüğüBulmaca CevabiERKEN ÖLÜMLERArama kelimeleriAfşar timuçin romanı nedir? ERKEN ÖLÜMLERBulmacada Afşar timuçin romanıBulmaca sözlüğü Afşar timuçin romanıSözlük Afşar timuçin romanıBulmaca çözümü Afşar timuçin romanı ERKEN ÖLÜMLERAfşar timuçin romanı tanımı ERKEN ÖLÜMLERBulmaca soruları Afşar timuçin romanıAfşar timuçin romanı bulmaca anlamı nedir? ERKEN ÖLÜMLERAfşar timuçin romanı ne anlama gelmektedir?Kare bulmacada Afşar timuçin romanı 0 harfliÇengel bulmacada Afşar timuçin romanıDaha Fazla BulmacaBir ülkede aydınların tümüne verilen ad bulmaca sorusunun cevabı ENTELİJANSİYAFeta bulmaca sorusunun cevabı YUNAN PEYNİRİBir Haber Ajansı bulmaca sorusunun cevabı ANADOLU AJANSNamık kemalin bir kitabı bulmaca sorusunun cevabı HİLALİ OSMANİArz dairesi bulmaca sorusunun cevabı ENLEM DAİRESİAlev almak bulmaca sorusunun cevabı HEYECANLANMAKDoğal demir karbonat bulmaca sorusunun cevabı KENDİLİĞİNDENOsmanlı Devletinin Son Saray Ressamı Olan İtalyan Ressam bulmaca sorusunun cevabı FAUSTO ZONAROıspartanın bir ilçesi bulmaca sorusunun cevabı ŞARKIKARAAĞAÇBir cins erik bulmaca sorusunun cevabı AYNABAKARÜVENAvrupalılar gibi bulmaca sorusunun cevabı TATLISUFRENGİBicili bulmaca sorusunun cevabı CİCİLİ BİCİLİEge Denizinin Eski Adı bulmaca sorusunun cevabı ADALAR DENİZİAtlantik Okyanusunu aşarak Avrupa ile Amerika arasında çalışan gemi bulmaca sorusunun cevabı TRANSATLANTİKKontak kapatmak bulmaca sorusunun cevabı KONTAK KAPAMATavsite SitelerKurumsal EgitimlerBulmaca BulmacaMuhendislik Okulu GirişYaşamını, estetiği merkeze alarak üretken kılmaya çalışan insanın, sarıldığı her şeye ışıltı vermesi doğal değil mi? Estetiği bizimle buluşturan öğe, o insanın yaşama sevincindeki o güzel ışıltıdan başka bir şey değildir. Doğrudan konuyla ilgili olmayanlar, Afşar Timuçin’i şiirlerinden ve felsefe kitaplarından tanırlar. Biraz daha ilgili olanlar hikayelerini de okumuşlardır. Benim gibi, hocayı kişi olarak tanıyanların çoğunun ise, romanlarından habersiz olduklarını, onun adına düzenlenen bu “armağan”ı hazırlayan dostlarımın benden bu konuda yazı istemeleriyle fark ettim. Bu noktada, bir başka sorunun da önümüzde dağ gibi durduğunu görmeli ve estetiği teorik düzlemde zenginleştirirken, estetik yapıtların daha çok insana ulaşmasını, onların dünyalarına girmesini sağlamak için mücadele etmeliyiz.“Şiirlerinde söz oyunları, okuyucuyu şaşırtan bulmacamsı öğeler yer almaz. İmgeleri yerinde ve şiir sesini, ahengini bozmayacak şekilde kullanmaktadır. Ben’in ön plana çıkmadığı, hüznün, kırılganlığın duyumsandığı bir şiir Timuçin’inki. Ama hep bir umudun, coşkunun gizlendiği, asla koyu bir karanlık ve umutsuzluğun hakim olmadığı şiirler.” diye poetikası bir bakıma ortaya konan Afşar Timuçin’in romanları, nasıl değerlendirilebilir? Şiirinde böyle bir estetik oluşturan sanatçının, romanlarında çok farklı bir yere savrulmayacağı, akla yatkın olandır. Şu ana kadar yayımlanmış dört romanı bilinmektedir. İlk romanı “Yarına Başlamak” 1975’te, ikinci romanı “Gece Gelen Dost” 1980’de, üçüncü romanı “Kıyılar Durunca” 1983’te yayımlanır. Yirmi yılı aşkındır yazdığını söylediği ve çok önemsediğini anladığımız “Tepedeki Yalnızlık” romanıysa, Mayıs 2009’da okuyucuya ulaşır. Anlaşıldığı kadarıyla 1983’ten üniversiteden emekli olduğu 2006’ya kadar akademik ve felsefe-estetik alanındaki kitap çalışmalarına ağırlık veren Afşar Timuçin, 26 yıl gibi uzun bir aradan sonra bu romanını edebiyat dünyasına bağımsız bir alan haline gelip “sanat tarihi”yle ete kemiğe büründüğü 19. yüzyıldan günümüze kadar, doğrudan yapıtın niteliğinin “laboratuar”ını kurma yolunda açılımların yapıldığını görüyoruz. Roman estetiği üzerinde yoğunlaşanlar da, kapitalizmin bir dünya sistemine dönüştüğü dönemle birlikte romanın zirveye çıktığını, ancak emperyalist aşamanın yol açtığı insanlığın yıkımları ve toplumların birbirine benzeştirilmesiyle de etkisini yitirmeye başladığına vurgu yapmaktadırlar. Bu noktada iki çatallı bir saptama yapılabilir Birinci çatal, hayat devam ettikçe toplumların konum ve durumlarına göre mutlaka devingen olan unsurlar bulunacaktır, dolayısıyla roman onların niteliklerine göre, zayıf veya büyük anlatılardan uzaklaşmış da olsa, biçimlenecektir. İkinci çatal da, her dibe vuruşun oluşturduğu basınçla insanlığa, doğaya yeni anlatılar kazandıracak unsurların romanı olacaktır. İşte burada devrimci estetik önem kazanıyor; çok hassas bir kuyumcu gibi insanın bu niteliğinin sirayet ettiği, bazı alanlarda derinlemesine nüfuzunu gösterdiği insanları, insan ilişkilerini, toplumsal direnç ve kurtuluş arayışlarını, iç çatışmaları yapıtında işlemesi…Romanların Temel ÖzellikleriBir yazarın 34 yıllık bir zaman diliminde ortaya koyduğu dört roman, onun romancılığı konusunda ana çizgiler belirleme olanağı ne ölçüde verebilir kestiremiyorum ama ilk romanla son roman arasındaki ilişkiyi açıktan kurduracak kadar veriler sunduğu görüldüğüne göre, izlek ve kurgu-anlatım bakımından temel saptamaları yapma, genel değerlendirmeye gidebilme olanağının bulunduğu söylenebilir. Öncelikle ilk kitapla son kitap arasındaki bağlantıyı ortaya koyarak genel değerlendirmeye gitmekte yarar ilk baskısı yapılan “Yarına Başlamak”ın “Bir”inci bölümünden önce, romanın kahramanı “Hüseyin’in bir roman taslağından” ibaresiyle italik yazılı bir paragraf yer almaktadır. Bu paragrafın şu üç cümlesi önemlidir “Yarın bir tutumdur içimizde. Yarını kurabilmek için bizdeki bugünü yıkmalıyız. Bugün denen şey, yarı yarıya hastalıklı.” Aslında yazar romanın tümünde, bugünde yer alan bu hastalıkları deşifre ettirir kahramanlarına. Dün-bugün-yarın diyalektiğini de taslağın son cümlesiyle sezdirir “Ne olursa olsun, yarına bugünden başlamalıyız.” Sonuncu kitap “Tepedeki Yalnızlık”ın ana kahramanı Hüseyin’dir ve gazetecilikten emekli olup bu mesleğe ilk başladığı dönemde roman yazmaya başladığı ama taslak olarak bıraktığı belirtilmektedir. Dolayısıyla Afşar Timuçin, bir bakıma bu taslağı 34 yıl sonra “Tepedeki Yalnızlık” adını verdiği romandan çok günlüğü andıran bir kitap çalışmasıyla romanın kahramanlarından Zeynep’e tamamlatır. Bu romandaki diyalektiği ifade eden cümle ise şudur “Her değişken zamanla kendine benzemeyen bir şeylere dönüşür.” Yazarın ilk romanı “Yarına Başlamak”taki ana kahramanlar Hüseyin ve Ayşe, son romanı “Tepedeki Yalnızlık”ta da yer almaktadırlar. Son romanda Ayşe öldüğü için Hüseyin ve Zeynep’in anımsamaları yoluyla betimlenir. Bir bakıma iki romanı “nehir” olarak nitelemek de mümkündür. Afşar Timuçin’in romanlarında, anlatıcının baskın olmadığı ve karakterlerin diyalogların akışıyla kendilerini gösterdikleri bir devrimci estetik söz konusu. Özellikle “Yarına Başlamak” romanı Ayşe ile Hüseyin’in sürekli birbirlerini deşmeye çalıştıkları diyaloglarla akıyor ve böylece bu “deşme”lerden çıkan “seçme”lerin yaşama yön verdiği sezdiriliyor. Rauf Mutluay gibi bu romanı “iki kişilik” olmakla değerlendirip “cılız, eksik bir kitap” diye niteleyenlere karşın, aslında bu “deşme”-“seçme” diyalektiğinden toplumun algı ve yanılgılarının romanlaştırıldığı görülüyor. “Gece Gelen Eski Dost”ta ise, Aysel ile Sedat’ın diyalogları daha az olmakla birlikte iç sorgulamalar ve çevre betimlemeleri genişler. Çocuk ve dedenin de bu temel karakterlerin içinde, yanında bazen de çok uzağında biçimlendiği romanda, insanların zayıflık-güçlülük çatışmasıyla biçimlenen aşk serüvenleri ve evliliğin aşkı nasıl törpüleyip alışkanlıklara dönüştürdüğü işlenmiştir. Çocukların kişiliklerinin belirlenmesi büyüklerin doğrudan ve dolaylı ilişkilerle nasıl etkili oldukları, sevgi ile aşk çatışmasının bu ilişkileri nasıl yönlendirdiği olayların akışı içinde verilmiştir. Bedenle bütünleşik yürümeyen duygu ve düşünce dünyasının kurbanı olanların, zamanla başkalarını da çamura sokmaya çalıştığı, ancak bu devinimlerde de bir insani duygudaşlık bulunduğunu, Aysel’in peşini hiç bırakmayan “Canavar” betimlemesiyle dile getirilmiştir. “Kıyılar Durunca” romanında da annesinden sürekli “Pat, pat, pat… halı silkeler gibi, çamaşır tokaçlar gibi.” dayak yiyerek büyüyen Fatma’nın, bu açmazdan çalışıp öğretmen olduktan sonra “kendinden kopuş”la da hesaplaşarak kurtulma mücadelesi işlenmiştir. “Tepedeki Yalnızlık”taki Zeynep ise, bir yandan aşkla bağlandığı Hüseyin’e kendini hissettirmeye çalışırken aşk-onur çatışmasını yaşar ama kendi ayakları üzerinde onuruyla yaşamayı elden bırakmaz. Ayşe, Aysel, Fatma ve Zeynep’i birlikte düşündüğümüzde Afşar Timuçin’in romanlarındaki kadınlar, gelenekler başta olmak üzere toplumun, doğanın kendilerine biçtikleri görev ve sorumluluk anlayışını sorgularken, kendi yaşamlarıyla hesaplaşırken, sonunda mücadeleden kaçmayıp duyarlılıklarını ortaya koyabiliyorlar. Aysel, hem kendini içine gömen hem de eşiyle çocuğunu tedirgin eden “canavar”ı öldürme cesaretini gösterebiliyor. Aslında yazar, “Gece Gelen Dost”ta “Canavar” sözcüğünü büyük harfle tırnak içine almakla, bireyin toplumla ilişkisinde, yine toplumun ileriye sıçratılması için hesaplaşılması gereken temel unsur olarak sembolize çalışmanın sınırları dikkate alındığında, üç romanı birden burada irdelemek olanağı yok. “Mücadele estetiği” bakımından dört kadının merkezinde durduğu bu romanlardan, gerek ilk olması 1975’te ilk baskısı yapılmış, gerekse yazarın roman estetiğini diyalog tekniğini kullanarak bir diyalektik yönteme zemin sunması, gerekse de kahramanlardan birinin “roman yazma” serüveniyle ilişkilendirilerek roman anlayışlarının tartıştırılması bakımından farklı bulduğum “Yarına Başlamak” yapıtını ele almak istiyorum. Okuyucunun dikkatini bu romana çekmeden önce, dört romanın benzeyen ve ayrılan temel özelliklerinden kısaca söz etmeyi uygun görüyorum. Okuduğum dört romanın da Bulut Yayınları tarafından basıldığından, hepsinde dizgi yanlışlarının düzeltilmesi elzem olacak kadar çok bulunduğunu belirtmeliyim. Özellikle sert ünsüz benzeşmesine aykırı yazılan sözcükler fazlalığı, son roman “Tepedeki Yalnızlık”taki satır sonlarındaki özel adların yanlış ayrılması, dkkat çekmektedir. “Yarına Başlamak”ın 34 ve “Gece Gelen Dost”un 21 iç bölümlemesi varken, “Kıyılar Durunca” 3 ana bölüme ve onlar da kendi aralarında 9-10-7 ara bölüme ayrılacak biçimde düzenlenmiştir. Son roman “Tepedeki Yalnızlık” ise 17 bölüm olup ve 16. Bölüm, “Zeynep’in Romanı Tepedeki Yalnızlık” başlığıyla verilmiştir. Afşar Timuçin’in “bölümleme” tekniğinin; okumayı kolaylaştırmak, akış izlemini sadeleştirmek yanında bölümler arasında da okuyucunun dinamik kalmasını sağladığını söyleyebilirim, kendisi böyle bir amaç gütmese de. Bunu, ilk kitabın 21 bölüm süren yoğun diyaloglarından sonra 3 bölüm mektubun devreye girmesinden, diğer diyalog yoğunluklu 10 bölümün arasına da bir masal anlatısı yerleştirmesinden çıkarabiliriz. “Yarına Başlamak”taki diyalog yoğunluklu anlatımı rahatlatan yöntemdir bu, diğer kitaplarda yoktur. “Gece Gelen Dost”ta diyaloglar kısmen azalırken, “Kıyılar Durunca”- da ise 3 bölüm hariç tümüyle azalmıştır. Kimi roman tahlilcilerinin başvurduğu “kişi kadrosu” bakımından ele aldığımızda bu romanları, “kadro”nun kalabalıklaşması da sırasıyla artmaktadır. Bu saptamalarımızı, eğer onlarca roman yazmış bir kalem için yapmış olsaydık, bunun tesadüf olmadığını ileri sürebilirdik. Bir Romana BakışRoman, Yalova vapurunun alt kamarasında oturan üç kişiden Ayşe ve Hüseyin’in sonradan eski okul arkadaşı olduklarını hatırlamalarıyla başlıyor. Bu iki kahramanın yoğun diyalogları üzerinden de aşk, evlilik, roman yazma, geçmişle hesaplaşma vd. konular derinlemesine işleniyor. “Bir”inci bölümün dikkat çeken bir teması da “bellek” sorgulamasıdır. Hem yaşanan doğadaki değişim hem de insanın koşullar içindeki dağılmışlığıyla ilişkilendirilerek sorgulanır. “Eski un çuvalına benziyor belleğimiz; deliklerinden habire un akıyor. Ne çabuk siliyoruz aklımızdan. Kala kala bu yüzler kalıyor işte, bulanık sular gibi. Bu yüzler uçucu dostları belleğimizin.” “Böyle olur bu sonbaharlar, daha da unutkan eder bizi, yalnızlık duygusu verir.” Benzetme ve kişileştirme yoluyla duyguyla durumlara bizi çeken yazar, herkesin belleğini diri tutmasını sağlayacak işaret fişeklerini ata ata gider. İşte ilki işaret fişeğinin “Biz geçmişinde Ekmek Kartı Verilmiştir’ damgası bulunanlar, ne kadar yılgınız ne kadar çekingeniz.” Afşar Timuçin’in diyaloglara dayalı roman kurgusu ve anlatımını bu denli öne çıkarmasının nedenini, Hüseyin’in roman yazma serüveniyle ilişkilendirerek Ayşe’ye söylettiği anlaşılıyor “Yaşadığımızı anlatmalısın. Yaşadığımız şeyleri. Bizi konuşmalarımızla göstereceksin. Kimiz? Neyiz? Yerimiz ne? Yağmur neden bizim için önemli? Bizi birleştiren ne?” Bu ifade, aynı zamanda yazarın roman anlayışını yansıtmıyor mu? Merak yaratma duygusuyla yazılan her şeyi roman sayan anlayışı da Hüseyin’in ağzından eleştirir. “Sen romandan ne anlıyorsun Ayşe? Olayları meraklı bir biçimde ardı ardına dizme oyunculuğu mu?” “Onu siz romancılar öyle anlıyorsunuz.” diyerek Hüseyin’i yanıtlayan Ayşe’nin, bir başka diyalogda “iki kişilik dünya”larını yazmaktan söz eden Hüseyin’e söyledikleri, romanda diyalektiğin nasıl verileceğine dairdir. “İki kişilik ya da tek kişilik dünya yoktur. Böyle bir dünya düşüncede bir soyutlama, sanatta da düpedüz bir yalandır. Sen tek kişilik misin? Ben tek kişilik miyim? Biz tek kişilik miyiz? Nasıl olur! İyi bakmadığın zaman herkes kendi başına buyruk bir varlıktır. Oysa yakından baktığın zaman herkeste bir toplum, herkeste bir dünya, bir tarih yaşıyor. Ben romancı olsam da, diyelim, birini anlatmaya kalksam, her şeyden önce onun insan olarak dünyadaki yerini belirlemeye bakarım. O zaman tek insan koskocaman bir genişlik kazanır, kendine kapalı saçmalık olmaktan çıkar, kendinde başlayıp kendinde biten biri olmaktan çıkar. Onu sayfalarda okuyanlar, onda bir toplumu, bir çağı bulacaktır.” Afşar Timuçin’in, romanı diyaloglarla kurmayı önemsediğini ve karakterlerin ne olduklarını, neyi temsil ettiklerini onların dilinden vermeyi seçtiğini belirtmiştik. Bu diyalog hızını kesen ve üç bölüm süren Ayşe’nin mektuplarına da değinmiştik. “Yirmi Dokuz”uncu bölümde ise hep bir masalın farklı paragrafları cımbızlanarak ve “Zmbrt Krallığı”, “Krnk I ve II”, “Zrnk I” gibi kısaltmalarla sembolize edilen yerle kahramanlar üzerinden bir metin yerleştirir. Bu metindeki şu cümleler, diğer bölümlerle bağlantısını kurar “Zrnk I başkente geldiği gün, kendisini karşılayan büyük kalabalık karşısında şu söylevi verdi İnatlaşmayı bırakacak, ortaklaşmayı öğreneceksiniz. Böyle giderse yok oluruz. Kendinizi toplayın. … Keçiler düş kırıklığına uğradılar. Onlar krallarından öğüt değil mucize bekliyorlardı. ... Keçiler, Ayşe’m, bütün inatçılar gibi, neyin iyi neyin kötü olduğunu, iyiliğin nereden geldiğini kestiremezler.” Bu anlatımla çizilen panorama, hep kurtarıcı beklemeye alışmış, dolayısıyla örgütsüz ve birbirine inat konumlarda yaşayan halkları, özellikle de Türkiye halkını derinden betimlemiyor mu?Aşkın DiyalektiğiBu başlıklı ayrı bir kitap çalışması da olan Afşar Timuçin’in, çeyrek yüzyıl önce bu romanla böyle bir kitabın alt yapısını oluşturmuş görünüyor. “Aşkın Diyalektiği" kitabında “Aşkın alanına girmek, tıpkı estetiğin alanına girmek gibi, uçsuz bucaksız bir serüvenin içine dalmaktır." diyen yazarın, bu roman boyunca da aşkın felsefesini yaptırır kahramanlarına. “Aşk”a dair diyaloglarda Hüseyin’in söyledikleri “Aşk, bir kişiye karşılıksız yöneliştir, değil mi? … Aşk bir de cinsellikle koşullanmış bağımlılık gibi geliyor bana. … Aşkta bedensel bir tanışma söz konusudur.” Hüseyin’e aşık olan Ayşe’nin söylediği “Bu geceden sonra aylar silinmez gökten. Bu geceden sonra bütün geceler dört aylıdır.” Ayşe’nin bu durumu, insandaki aşk yüklü enerjinin, her şeyin merkezine gelip taht kurması olarak değerlendirilebilir. Bugün bu enerjisini merkezileştirme sorununu her an ve her yerde hisseden bir kuşatma altında başlayan aşkla ilgili bir diyalog ise şöyle- Aşk hep bana kuşkuyla Ben ılık bir suya dalar gibi dalıyorum aşka. Aşk beni dinlendiriyor. - Benimse gözlerimi açıyor. Serin sular gibi. Ayşe’nin bakışıyla aşk “Dağınık, başarısız, ne istediğini bilmeyen biri olursan sevemem ki seni. Aşk bir şeye başlamaktır, o başlanılan şeyi sürdürmektir, bütün boyutlarıyla. … Sevgin beni uyuşturmayacak. Ellerini duymak, düşünmek, dinlemek isterim.” Şiirsel bir diyalogun yaşandığı sahneler de az değildir. Hüseyin’in “Gün doğacak nerdeyse.” sözünü, “Perdedeki maviliği görüyor musun?” diyerek “mavi” imgesiyle kesen Ayşe. “Mavi”nin perdede imgelenmesini, “Yorganın ne güzel mavi. Kuşun her akşam uçtuğu, sevdiğini aradığı gökler gibi.” cümlelerinde “yorgan” izler. Bu akış, aynı zamanda aşkın cinsellikle doruğa çıkacağının sinyalini verir. Hüseyin’in “Bir gün beni bırakır gidersen?” kaygısına karşılık Ayşe, “Aşkın sigortası yok ki.” diyerek duyguların çok yoğun emekle canlı tutulabildiğine, yine de bir garantörlük kabul etmediğine işaret eder. Korku-sevgi ilişkisini de diyaloglarla değerlendirir yazar. Hüseyin, “Seni kaçırmak istemiyorum. Korkum buradan geliyor. Kolay bulunur bir şey misin? Bulduğunu iyi saklamalı insan.” derken, Ayşe “Korkmamalısın. Korku, sevgiyi zedeler. Asıl bundan korkmalısın. Korkmaktan korkmalısın.” İnsanın aydınlığının aşkla çok farklı bir yoğunluk kazandığı, doğadaki ayın aydınlığıyla karşılaştırılarak derinleştirilmiştir. Bu, her nesnenin niteliklerinin, insanın algısı ve ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendiğine işaret etmesi bakımından da önemlidir. “Ama öyle bir gece ki ay bile aranmıyor. Belki de bu gece ay çıkmamalı. Katran gibi bir gece olmalı bu gece. Kapkaranlık. Senin aydınlığın yeter.” Mektuplarında bir bakıma felsefe yapan Ayşe, yer yer şiirsel bir anlatımla durum ve duygularını dile getirir. “İstanbul, yağmur, Yalova vapuru, sen, dört aylı gece… bunlar kocaman bir şiirin içinde gelişigüzel buluşmuş sözcükler gibidir. Belki de aldın başını, şiir yarıda kalsın diye, Yalova’ya gidiyorsun.” Ayşe’nin kaleminden akan bu cümleler, aşkın bir şiir olarak yaşanmasına işaret etmiyor mu? Romanda Diyalektik İlişkilendirmeler1. Doğa-İnsan İlişkisiDoğa-insan ilişkisini bir roman kurgusu içinde öylesine şiirsel bir betimlemeyle önümüze serer ki yazar… “Ay ışığı oya gibi işledi denizi, her dalganın üzerine ayrı bir yazı yazdı. Doğa, ışıklı akşamlarda, okunmayı bekleyen bir şiirdir.” Şiir gibi okunmayı bekleyen bir doğa yanında, metal ve teknoloji yığını olarak her gün biraz daha hayatımızın içine giren otomobiller ve kirlenmişliğiyle kabuk bağlayan kentlerin oluşturduğu doğayı betimleyerek de insanın kendine gelmesinin işaretini verir “Dünyamızın en çirkin yaratıkları otomobiller, bir şeylerin peşine koşar gibi hızla geçtiler yanımızdan. … Yaşlı bir timsah gibi uyuyan bu koca hantal şehirde her şey görünmez kuytulara çekilmişti.” Burada, bundan 35 yıl önce teknolojik hızın, yaşamın tadına, farkına varılarak yaşanmasının önündeki ciddi engellerden biri olarak tüketim çılgınlığını körükleyeceğinin de sezdirildiğini söyleyebiliriz. Bunu da Hüseyin’in ağzından şu cümlelerle gerçekleştirir “Geçip gidilen bir şey olmaktan korkarım. Bir serüvenin bir bölümünde bir kahramanı oynamaktan…” Yazarın 30 yıl önce dikkat çektiği “Savaşı duymayanlar oldu, film seyreder gibi seyredenler.” olgusunu, 1991 ve 2003’te Irak’a yönelik saldırı ve işgali tv’den izleterek insanlığı seyirci yapmadılar mı? Doğayı ve nesneleri, hem kahramanların yaşam çizgilerinin betimlenmesine göre kişileştiren hem de nesneler arasındaki ilişkiyi de insan-nesne etkileşimi doğrultusunda biçimlendiren bir anlatıma başvurduğu görülüyor yazarın. “Bu sokaklar, hele gece karanlığında bir başka dünyanın sokakları gibidir. Biraz beklerseniz her evden bir acı, bir öfke, bir ülser, bir aldatılmışlık, bir ulaşamamışlık fırlayacak. İnsandan bozma hayaletler gezer bu sokaklarda.” “Geceler sancıların üstüne kat kat yorganlar gibi örtülürler.” ile “Gece yavaş yavaş yürüyordu üstümüze. Gece bu sokaklarda kırk haramilerce yağmalanmış bir yalnızlık şehridir.” cümlelerinde doğrudan doğadan doğaya aktarmayla betimleme yapılırken, “Sönük bir lambanın gönüllere bunaltı, gözlere acı veren yağlı ışığı altında ders çalışan bir öğrenci, yarına açılan bilinmedik bir umuttur. Kendisine sevgiyle ve kuşkuyla bakılır.” cümlelerindeyse hem nesne-insan, hem de insan-insan ilişkisi kurulur. Çelişkili durumun bir betimlemesidir bu. Doğadan doğaya aktarmalara da sıkça başvurduğunu görüyoruz. “Yıldızlar kuş oldu, elma dallarına kondu.” 2. Devinim ve Kişilik İlişkisi Parça-bütün ilişkisine işaret eden bir fişek şimdi de “Soğuk boynuma sarıldı atkı gibi. Omuzlarımı kaldırdım. Bir şeyler olmuştu sanki. Yıllar gelip bir güne dayanıyor, yılları tümüyle kavramaya çalışan bir güne.” Yaşamda kişinin iç ve dış çelişkilerine dair bir fişeği Hüseyin’in ciğerinden fırlatır “Romancılık kadar ciddi bir işte dağınıklık gülünç eder adamı.” “Yaratılmışlığıyla yetinmeyen ama yaratamayışıyla acı çeken biriyim.” Bireyin sürekli kendini geliştirmesi, toplumların ileriye doğru devinimi ve roman yazmaya çalışan kahramanın bilincinden yansıyanlar, devinim ve sürekliliğe dikkatimiz çeker “Evet, her şey kendinden daha yetkin bir şeyi yaratarak bitmeli. Bir şeyde daha yetkin sürmek. Daha sonraya katılmak, ölmezliğe katılmak.” “Yazdıkça tasarlanır roman dediğin, tasarlandıkça yazılır.” Zıtların birliğinin, doğadaki varlıkların bize yansıyan çelişkili durumlarıyla da duyularımızda yer ettiğine gönderme yapar “Bazı şeyleri çirkinlikleriyle, bazı şeyleri de çirkinliklerine rağmen severiz. Ben Boğaz’ı çirkinliklerine rağmen seviyorum.” “O dışarıda yükseliyordu ama içimde alçalmaktaydı.” “Tedirgin bir coşku vardı içimde. Durgunluğa benzer bir coşku, acıya çalan bir sevinç.” Devinim içinde dönüşümün betimlendiği örnekler “Denizler göklere ne kadar çok benziyor. Biz de onlar gibi sonsuz olsak, ürkek ceylanların sığınışını andıran gecelerde. Gece yoğunlaşıyor, ağırlaşıyor, örtünüyor, kendine gömülüyor.” Batağa saplananın, içinde çırpınarak kurtulmasının mümkün olmadığı, ancak drenaj kanalları açıp bataklığı kurutmakla oradan kurtulabilineceği gündeme getiriliyor Ayşe tarafından. “Batağa düşen kişi çırpındıkça batar. Batmak denen şey, inancımızla bağdaşmaz bizim. … Sen aklını kullan Hüseyin. Ben de aklımı kullanayım.” İnsanın “Küçük olaylardan büyük şeyler kurduğumuz saatler.” diyerek kuşlar gibi uçtuğu zamanları betimleyen Hüseyin’e karşılık Ayşe, “büyük saatlerimiz” olarak imgeler mutluluğu. Ardından Hüseyin, “Yağmur saatleri, Ayşe’m, kim bilir! Gece yarısından sonra yağmur. Fırtına, kar. Daha sokul bana.” diyerek kaygılarından uzaklaşmak için destek ister. Ayşe de “Haksızlık etme kendine. Çabayı göze almayanlar yazgıyı göze alırlar. Daha yeter çabayı göstermedin ki.” diyerek, insanın zorlukları çabayla, sabır ve inatla mücadele ederek aşabileceğini vurgular. Başka bir diyalogunda da “Sen bir hiç değilsin, bir güçsün, yokmuşsun gibi durma. Küçük şeyler olmasaydı diye yakınmaktansa büyük şeyler yaratmaya bakmalı der güneş.” Kişilik kazanma ve geliştirme yolunda ortaya konan çabaların, yaşanan çatışma ve sarsıntıların, büyük ve küçük insanları yarattığına ilişkin çok derinlikli diyaloglar gerçekleşir kahramanlar arasında. Özellikle korku ve kaygılarından sıyrılamayan Hüseyin’e karşı, gençlik döneminin vay vayı içinde evlendiği kocasıyla yaşadığı evliliğin bilincine çıkardığı felsefi bakışla düşüncelerini ortaya koyan Ayşe’nin şu sözleri çok önemli “İkide bir kendini suçluyorsun. Sahtekarlıktır ya da hastalıktır kendini suçlamak. … Herkes kendi şeytanını öldürmeyi bilmeli. … Başarının tek şartı var kararlı olmak. … Yenilgiyi benimsemiş insan küçük insandır. … Küçük insanlar akıllarının yetmediği şeyi aşağılarlar. … Bilmeyeni suçlayamam ama eylemeyeni kolayca suçlayabilirim.” Devinim ve kişilik kazanma diyalektiği, yalnızlığı farklı iki nitelikte karşımıza çıkartır. Birincisi, kendi devinimini felsefi bilinçle belli bir alanda yoğunlaşarak ya da bir aydın tavrıyla içinde bulunulan toplumun konumuyla kesinkes ayrışarak “yalnızlık”ı tercih etmek. İkincisi de devinimiyle kendini bir türlü toplumsal ilişkilerde var edememek. Romanda, Hüseyin’in geçmişiyle hesaplaşmaları çerçevesinde ve Ayşe’nin de kocasının oynadığı “zayıflık” rolüyle çatışmaları doğrultusunda sorgulanan bir olgu yalnızlık. “Yalnızlığın diktiği, sıkıntının rüzgarlandırdığı bir korkuluk gibiyim. Kendini korkutan bir korkuluk.” “Uzun bir uyku uyumak istiyorum kimsesizlik kadar uzun, çok uzun.” Yeri gelmişken ve yukarda “aydın yalnızlığı”ndan da söz etmişken, sömürü ilişkilerinin çok sertleştiği koşullarda büyük “aydın kırımları”nın da gerçekleştiğine işaret etmekte yarar var. Romanda da “aydın kırımı” ve sonrasında oluşan aydın yozlaşması Hüseyin’in ağzından dillendirilir. “Başarısız biriyim. Saçma sapan konuşan bir gevezeyim. Tiksindiğim adamlardan daha boşum. Ben de onlar gibi bir aydın kırmasıyım.” Ayşe ise sarsıyor ve umut aşılıyor. “Asık suratlı romancı ne işime yarar benim. Senden beklediğim o kaşarlanmış koca adam tavrı değildi. Bütün büyük romanları büyük çocuklar yazıyor. Gülüşün, boş verişin, yalın ve saygılı oluşun çekti beni. Gösteri yapmadan yaşayan, olduğu gibi olabilen biri.” İnsanın saflık, samimiyet ve sevgi duyarak yaratma eylemini gerçekleştirdiği en sade dönem olan çocukluğun, bir imge olarak insanın içinde sürekli ışıldamasına işaret eden güzel bir sarsma birey ya da sınıf düzeyinde değil, insanlık çapında büyük yıkımların yaşandığı savaşlar da kişiliklerin oluşumunda belirleyici olmaktadır. İkinci Paylaşım Savaşı’nı “Ekmek Kartı Verilmiştir” damgasıyla romanın girişinde Hüseyin’in çocukluğuna gönderme yaparak okuyucuya hissettirmesi, daha sonra Ayşe’yle girdiği savaş konulu diyalogda “savaşın sorgulanması”na dönüşür. “Savaşın vurguncularının bir parmağı yoksa, savaş vurguncularını koruyanların parmağı yoksa… Ben onların ölümünde bu iğrenç yoksulluğun parmağı olmadığını nasıl söyleyebilirim, nasıl?” “Ayaklarım sana değerse, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma ayaklarım. İrkilir misin?” 3. Mekan-Nesne ve İnsan İlişkisiMekan olarak kentlerin de konunun akışına işaret edecek biçimde betimlendiği görülüyor “İlk kavgamızı Frankfurt’ta yaptık. Frankfurt kara ve hantal bir şehirdir, hele istasyonuyla eski bir kargayı andırır.” “Kavga” ile “karanlık şehir” ilişkisinin kurulması gibi.“Şehir kocaman bir turşu, bu yağmurlar da turşu suyu. Yağmur. Portakallar satılıyor, elmalar sandıklardan çıkarılıyor, ölüler kefenleniyor, insanlar birbirlerine sarılıyorlar. Umutlar büyütülüyor. Umutlar öldürülüyor. Kahveler içiliyor. Konuşuyorlar. Koca bir şehir kendini yalanlıyor. Yağmurda.” Bu betimlemede, yağmurun yalanları da yıkadığı vurgulanıyor. Bu aslında şehirlerin yalanlara boğulması, hayatın sentetikleşmesi, sahteleşmesi karşısında duyulan büyük bir arınma isteğinin de dile gelmesi. Bu isteği, şu cümlelerden anlıyoruz “Ayrıntısız, kabataslak biriyim. İlk olarak yenileniyorum. Topraktan ilk süren otlar gibi. Yeni şeyler buluyorum kendimde. Yüzyıllar kadar uzak, yüzyıllar kadar yakın şeyler.” Son cümledeki “uzak-yakın” bağlantısının, aslında zıtların hep iç içe sarmal bir devinim içinde varlıklarını sürdürdüğünü de gösteriyor. En kötümser olduğumuz bir anda, büyük bir umutla yaşama sarılmamız gibi. Hüseyin’in yağmurda yol alırken yağmura bakışı da, böyle bir iç içeliğin bir ifadesi değil mi? “Yağmur yağıyor. Hava kararıyor. Dokunuyorum yağmura. Kolundan tutuyorum. Tanımaz gibi bakıyor.” Bu romanın temel anahtar sözcüklerinden biri olarak yağmur, sık sık kişileştirilmiştir. Bunun tesadüfi olmadığı şu ifadelerden anlaşılıyor “Ne bileyim, belki de Ayşe’nin buradaki insanca davranışını anlamıyorum. Yağmura bakıyorum. Dikine. Yağmur inatçıdır, böyledir kendini bilen yağmur.” Ayşe de “Yirmi İki”nci bölümle başlayıp üç bölüm olarak süren Ayşe’nin mektupları, diyalogların hızını kesiyor ve iç çözümlemeler, yaşama dair bakış açıları, olguların değerlendirilmesi başlıyor. Hüseyin’e yazdığı mektupta yağmuru şöyle merkeze alır “Bahara göre tam Eskiçağ’da bulunuyoruz. Uzun bir kışın başlarında. Sanki hiç bitmeyecek bir kış. … Umduğum gibi oldu, gül açar gibi açtı güneş. Garip bir duygu oluştu aramızda sanki biz hep yağmuru istiyoruz. İçeride yakan dışarıda donduran bu güneşte seni ne kadar arıyorum.” Böyle bir yolculuğa seninle çıkmak isterdim. … Baharı ummak, baharda olmaktan de bu umudu yaşıyorum bütün kış. Her kuytuda bir bahar saklıymış gibi geliyor bana.” Mektuplarında bir bakıma felsefe yapan Ayşe, yer yer şiirsel bir anlatımla durum ve duygularını dile getirir. “İstanbul, yağmur, Yalova vapuru, sen, dört aylı gece… bunlar kocaman bir şiirin içinde gelişigüzel buluşmuş sözcükler gibidir. Belki de aldın başını, şiir yarıda kalsın diye, Yalova’ya gidiyorsun.” Ayşe’nin kaleminden akan bu cümleler, aşkın bir şiir olarak yaşanmasına işaret etmiyor mu? Romanın Dil ve AnlatımıBuraya kadar romandan yaptığım alıntılar, yazarın oldukça akıcı ve sanatlı bir dil kullandığını gösteriyor sanırım. Özellikle deyim aktarmalarını, kişileştirme ağırlıklı kullanması, nesne-insan ilişkisinin tüketim toplumundaki algısını değiştirme amacı taşıdığı izlenimi veriyor. Yazarın hem şair hem de felsefeci olması, romanın dilinin şiirsel, içeriğinin de felsefi zenginlik kazanmasında etkili olmuştur. Yazarın beklenmedik perdeden anlatıma başvurduğu ilginç örnekler “Baba geldiği uzak toprakları anlatıyor Biz bir ayrık otunu tırnaklarımızla söktüğümüz zaman, geride bin ayrık otu bırakırdık.’ … Kızlar haklı olarak aldıklarının çoğunu çeyize ayırıyorlar. Hatta küçük kız askerdeki sevgilisine her ay elli lira yolluyor. Sabiha’dan ve herkesten başka kimse bilmiyor bunu.” Son cümledeki ironi, üç maymunu oynayan toplulukların çoğaldığı ve giderek toplumun sürüleştirildiği yerlerde bugün cuk diye yerine oturuyor. “Bir gün bardaktan boşanırcasına gün doğacak.” cümlesindeki deyim değiştirmeceyle bizi şaşırtıyor yazar. Bir başka yerde Ayşe’nin kaleminden bizi şiirsel bir anlatımla şaşırtır. “Kar çiseliyor yavaş yavaş. Kar buranın tek satırlık şiiridir. Üşümüş bir şairin son mısraı.” Bir başka yerde de “yorganı yıldız görmek” deyimini şiirsel bir söyleyişle cümleye döker kahraman “Anlat bana, sen bu göğü ne diye yorganına işledin?” Daha önce değindiğim üzere, tema-konu gelişimini işaret fişekleriyle sezdiren yazar, romanda tekrar eden motiflerle bir atmosferin ayrıntılarını gün ışığına çıkarmaktadır adeta “Sonra, dört aylı bir gece. Senin bana en büyük armağanın. Ve aramızda en büyük hayalet kocam.” Ve…Roman, çelişmelerin bittiği yerde dinamizmin de yok olmaya başlayacağının vurgulandığı, Hüseyin’in, Ayşe’nin buluşmaya geç geldiği bir zamanda ağzından dökülen şu sözlerle son bölüme kavuşur “Esenlik duygusu bir çelişmezlik duygusudur. Bitti artık çelişmeler. … Bir şeyin sonuna varanlar, sevinçle ezikliği yan yana duyarlar.” Ayşe’nin, roman çalışmalarına baktıktan sonra “Şu durumda biraz yavan. Sen iyi bir fotoğraf makinesisin şimdi. Ama güzel belirtiler var.” diyerek yeniden üretmesi için umutlandırmak istediği Hüseyin’in romancı çıraklığını yapamayacağını şu sözlerle ifade etmesiyle roman sonlanır “Biz romancılar da bütün insanlar gibiyiz, yaşatamadığımız zaman göz yumarız ölümüne.” Şimdi ben tüm çağrışımlarıyla soruyorum Roman bitmiş midir gerçekten?dipnot 1* Haluk Güriz, “Çağının Tanığı Bir Aydın Sanatçının Portresi Afşar Timuçin”, 2006 2* Yarına Başlamak, Bulut Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2003, s. 6 3* Tepedeki Yalnızlık, Bulut Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2009, 115 s. 4* s. 7 5* Yarına Başlamak, Bulut Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2003, 186 s. 6* Gece Gelen Dost, Bulut Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2003, 159 s. 7* Kıyılar Durunca, Bulut Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003, 208 s. 8* Yarına Başlamak, Bulut Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2003, s. 8 9* s. 9 10* s. 117 11 s. 147-148 12* s. 165 13* s. 155 14* s. 56 15* s. 60 16* s. 83 17* s. 102 18* s. 103 19* s. 108 20* s. 96 21* s. 92 22* s. 130 23* s. 62 24* s. 65 25* s. 85 26* s. 86 27* s. 89 28* s. 121 29 s. 13 30* s. 23 31* s. 27 32* s. 27 33* s. 34 34* s. 43 35* s. 47 36* s. 73 37* s. 55 38* s. 114 39* s. 140 40* s. 143 41* s. 160 42* s. 144-145 43* s. 69 44* s. 74 45* s. 136 46* s. 137 53* s. 88 54* s. 91 55* s. 99 56* s. 110 57* s. 110 58* s. 112 59* s. 122 60* s. 125-126 61* s. 130 62* s. 72-73 63* s. 127 64* s. 131 65* s. 150 66* s. 91 67* s. 182-183 68* s. 186Anasayfa Felsefenin yöntemleriyle düşünmeyi çoktan bırakmış olan estetik kendi bilimsel alanını oluştururken özellikle yapıtlar araştırmasında sınırlanıyor yani doğrudan doğruya somut güzelle ya da güzelin kendisiyle ilgileniyor. Bu yüzden onu laboratuar estetiği diye nitelendiriyoruz. Laboratuarın estetikteki anlamı oldukça geniştir ve insanın bugüne kadar yaratmış olduğu tüm yapıtları içerir. Yeni estetik demek ki temellerini doğaüstünde değil doğrudan doğruya yapıtlarda arayan estetiktir. Estetikçi için de hatta bir çeşit estetikçi olan eleştirmeci için de asıl sorun yapıtı oluşturan nitelikleri okuyabilmek ya da ortaya çıkarabilmektir. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 248 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi “Bilimin ve felsefenin daha doğrusu üst düzeyde düşünmenin başlıca sorunu yöntem sorunudur. Gündelik yaşamda düşünmenin temel sorunu bile yöntem sorunu olmalıdır yöntemsizlikte ne kadar zaman ve güç harcıyoruz. Kendiliğinden yöntemli olmakla yöntemi sorun etmek aynı şey olmamalı. Bilimin ve felsefenin temel sorunu özellikle Yeniçağ’ın başlarından bu yana yöntem sorunudur. Yöntem zamanla felsefeden çok bilimde belirleyici oldu ve bilim denince yöntem akla gelir oldu. Görüşler ortaya koymaktan çok doğrulara ulaşmak yöntemli olmayı gerektiriyordu. Bilim alanlarında çalışanlar en iyi sonuçları ya da en verimli sonuçları almak için yönteme zorunlu olduklarını gördüler. Onlar bu gerçeği görebilmek için aşağı yukarı XVII. yüzyıla kadar beklediler. Bunu zamanını beklemek diye de anlayabiliriz belki üst düzey düşüncenin gelişiminde bazı erken oluşumlar olsa da her şey kendi zamanını bekler gibidir. Meyvanın tam olgunlaşması gene de zaman alır. Eskilerin yöntem diye belirgin bir sorunları yoktu. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 456 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi On bağımsız makaleden oluşan bu kitabında Afşar Timuçin “aydınlanma” kavramını bütün boyutlarıyla ele alıyor, onu toplumsal ve tarihsel çerçevede ayrıntılarıyla irdeliyor. Bu on makalede kavramın özellikle bilgikuramı açısından nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde duruluyor, ayrıca toplumbilim açısından ve ruhbilim açısından aydınlanma olgusunun değişik açılımları inceleniyor, zaman zaman tarihten örneklere yer veriliyor. Bugünün toplumları için özellikle önemli olan aydınlanmanın ne olup ne olmadığını en yetkili kalemden okuyacaksınız. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 192 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi “2015 Pen Türkiye Şiir Ödülü’nü alan Afşar Timuçin “Sonsuzluk Şarkısı”nda bu şiir kitabı için Sabahat Türel’in kendisiyle yaptığı söyleşide şöyle söylüyor “Önemli olan yaşamak ve yaşadığını yazmaktır, şiir sözkonusu olduğunda da yaşadığının şiirini yazmaktır. Yaşarken olduğu gibi hiçbir şeyi gizlemeden yazmak, neredeyse mutlak bir içtenlikle yazmak. Kendilerini sakınanlar şiir diye bir takım belirsizlikleri bize sunabiliyorlar. Ne diyor bu adam, neyin şiirini yazıyor diyorsunuz. Ben böyle yaşadım ve böyle yazdım. Gizlisi saklısı olmayan, hilesi hurdası olmayan bir yaşam işte. Yaşadıklarımla övünmem ama yaşadıklarımdan hep hoşnut oldum. Özenli olmazsa kirlenebilir insan, kirlenirken ister istemez bir şeyleri de kirletir. Şiir bir sanattır ama yaşam daha büyük bir sanattır. Yaşamak sanatını beceremeyenler şiir sanatını hiç beceremezler.” Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 88 En / Boy 12,5 / 19 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Gelişin önceden belli olmalı Yola çıkarken haber sal sularla Ne yap yap üç gün önceden bildir Ağaçlarla göklerle kuşlarla Geldiğinde akasyalar Karlar gibi vuracak camlara Güller çıldıracak sevinçten Seni görebilmek için Pencereden sarkacak sardunyalar Ayva çiçekleri selam duracak Sapsarı bakışına. Dayanamam birden gelirsen Güneş doğar gibi yavaş yavaş gel Gelişin yıkım gibi duyulmamalı Yağmurlarla söyle geleceğin günü Gelişin önceden belli olmalı Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 86 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2003 Bu büyük şair, bu gerçek deha, ölesiye sevdiği yaşamı yüceltmek, kalabalıkların yazgısını paylaşmak, sömürülen, acı çektirilen insanların yanına yer almak, hiçbir katılığa, hiçbir bağnazlığa düşmeden öğrenmek, benimsediği ya da daha doğrusu paylaştığı dünya görünüşünü daha da aydınlığa kavuşturmak için yaşadı ve yarattı. Kavgası sanatının, sanatı kavgasının ürünüdür. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 128 En / Boy 13,5 / 20 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2002 Deneme izlenimi veren bu yazıları Afşar Timuçin yıllar içinde yaptığı okuma notlarından türetmiştir. Bu kitapta Eskiçağ’dan günümüze kadar uzanan çizgide düşünceye ağırlığını koymuş adlardan bir bölümünün değişik konulardaki görüşleriyle ve bazen de yaşam serüvenleriyle karşılaşacaksınız. Öykünün şiirle şiirin felsefeyle bütünleştiği bu yazılarda zaman zaman keskinleşen zaman zaman ılımlılaşan eleştirili bir bakış da bulacaksınız. Kitapta; Evrenseller tartışmasında Abaelardus’un ağırlığı, Yeni bilimsel kavrayışa geçişte Bacon’ın yeri ve önemi, Camus’nün başkaldırmayan insanı ya da Mersault’nun acıklı durumu, Claude Bernard’ın yöntemi, Hobbes’un Leviathan’ında toplum sözleşmesi, Michel de Montaıgne’in ilginç dünyası, Montesquıeu aydınlanmanın öncü kişisi, Rousseau için notlar, Seneca’nın Stoa’daki yeri ile Jean-Paul Sartre haklı mıdır, varoluş öz’den önce mi gelir? başlıkları yer almaktadır. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 176 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Türk yazınının önemli öykücülerinden Afşar Timuçin’in yeni öykü kitabı “Keşke Bu Yaz” okurlarıyla ayrı öyküden oluşan bu kitapta birikimli bir düşünürün gözlemlerinden oluşan insanlık durumlarının kesitleri sunuluyor. “Keşke Bu Yaz” insanı felsefi bir bakışla inceliyor. “Ne yalan söyleyeyim severdim seni. Ama senin ne yapacağın ne edeceğin belli miydi? İşin gücün yoktu, huysuzun biriydin, avarelikten hoşlanırdın, sağda solda onunla bununla kavga etmekten başka bir şey bilmezdin. Ya sen birilerini döverdin ya birileri seni döverdi, onun üstüne de baban seni bir güzel pataklardı. Yalan mı? Biz kadınlar sağlamcıyız. Önümüzü görmezsek yola çıkmayız. Sen şimdi bunları ne diye karıştırıyorsun? Yoksa deliciyi alma bahanesiyle bunları anlatmak, eski defterleri karıştırmak için mi geldin buraya. İlahi Selahattin, amma şair ruhlu adamsın. Gene şiir miir yazıyor musun eskisi gibi?” Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 120 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi 2015 Pen Türkiye Şiir Ödülü’nü alan Afşar Timuçin son şiir kitabı “Aşk Güzeldir”de kendisiyle bu şiir kitabı için yapılan söyleşide şöyle söylüyor “Ben bireyselliğimin penceresinden bütün bir dünyayı gören, görmekle kalmayıp bütün bir dünyayı kucaklayan bir şiirin izini sürdüm elimden geldiğince. Amacım insanı araştırmaktı insanda kendimi ve kendimde insanı bulabilmek için şiirin olanaklarından sonuna kadar yararlanmaya çalıştım. Biz dolaysız konuşurken gerçekliği doğrudan yakaladığımızı sanırız, oysa gündelik dil bunun için yeterli değildir, gündelik dil gerçekliğe yüzeyden dokunur. Bu yüzden çok şeyi birilerine anlatamayız. Bu yüzden dolaysızı dolaylıda aramayı göze almalıyız şiir bize bu olanağı sağlar.” Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 112 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Eskiçağ felsefeleri bilgi ve siyaset sorunlarındaki derinlikleri kadar kılı kırk yaran ahlak görüşleriyle de bugünün düşünce dünyasında çok önemli bir yer tutuyor. Eskiçağ ahlakları günümüzde insanla ilgili pekçok sorunu tartışmak ve çözmek konusunda bize kolaylıklar sağlayacaktır. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 368 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Afşar Timuçin Bizi biz yapan sevda adlı eşinci romanında aşk tema'sı çerçevesinde bu toprakların orta kesim insanlarını gündelik ilişkileri içinde ayrıştırıcı bir gözle inceliyor. Öbür romanlarında olduğu gibi bu romanında da yazar dünyayla çekişmeden yaşayan azçok okumuş etmiş kendi halinde kimseleri güçlü yanlarıyla ve zayıflıklarıyla, umutlarıyla ve açmazlarıyla, tutkularıyla ve inançlarıyla, korkularıyla ve atılgalıklarıyla yansıtmaya yöneliyor. Bizi biz yapan sevda bu arada bu sıradan savaşçıların gündelik yaşam koşulları içinde göze aldıkları küçük serüvenleri ve yaşamı yeniden kurmak için ortaya koydukları çabaları konu ediniyor. Yazar Özgeçmişi Afşar Timuçin Af­şar Ti­mu­çin 1939’da Ak­hi­sar­’da Ma­ni­sa doğ­du. Fev­zi­pa­şa bu­ca­ğı Ga­zi­an­tep il­ko­ku­lu­nu, Ada­na Te­pe­bağ Or­ta­o­ku­lu­nu bi­tir­di. Ada­na Er­kek Li­se­si’n­de baş­la­dı­ğı li­se öğ­re­ni­mi­ni İstan­bul Er­kek Li­se­si’n­de ta­mam­la­dı. 1959-1960 ders yı­lın­da İs­tan­bul Üni­ver­si­te­si Ede­bi­yat Fa­kül­te­si’n­de Fran­sız Di­li ve Ede­bi­ya­tı bö­lü­mün­de ve Fel­se­fe bö­lü­mün­de baş­la­dı­ğı yük­sek öğre­ni­mi­ni 1967’de Ka­na­da­’nın Québec eya­le­ti Montréal ken­tin­de Montréal Üni­ver­si­te­si Fel­se­fe Fa­kül­te­si­’ni bi­ti­re­rek ta­mam­la­dı. 1968-1970 ara­sın­da Er­zu­rum Ata­türk Üni­ver­si­te­si’n­de Fransız­ca okut­man­lı­ğı ya­ptı. 1968’de İs­tan­bul Üni­ver­si­te­si Fel­se­fe bö­lü­mün­de Prof. Ma­cit Gök­ber­k’in da­nış­man­lı­ğın­da baş­la­dı­ğı “Des­car­tes’çı bil­gi ku­ra­mının te­mel­len­di­ri­li­şi” ad­lı dok­to­ra ça­lış­ma­sı­nı 1970 ilk­ya­zın­da so­na er­dir­di. İs­tan­bul Dev­let Kon­ser­va­tu­a­rı fel­se­fe öğ­ret­men­li­ği­ yaptı. Dok­to­ra­sı gi­bi do­çent­liği­ni de “dı­şa­rı­dan” el­de et­ti, “Des­car­tes fel­se­fe­si­ne gi­riş” ad­lı ya­yım­lan­mış ça­lış­ma­sıy­la ta­ri­hin­de do­çen­t oldu. İs­tan­bul Dev­let Kon­ser­va­tu­a­rı­’nın Dev­let Kon­ser­va­tu­a­rı adıy­la Mi­mar Si­nan Üni­ver­si­te­si­’ne bağla­ma­sın­dan son­ra bu ku­rum­da li­sans, yük­sek li­sans ve ye­ter­lik-dok­to­ra dü­ze­yin­de dü­şün­ce ta­ri­hi, eğitim­bi­lim, es­te­tik gi­bi ders­ler oku­tan Af­şar Ti­mu­çin 1992’de pro­fe­sör­lü­ğe yük­sel­til­di. Afşar Timuçin 2001’de Kocaeli Üniversitesi’ne geçti. 2006’da bu üniversiteden emekli oldu. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 336 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Felsefenin edebiyatla buluştuğu ya da kesiştiği yerde deneme türünün ışıkları parlar. Denemeyse konumuz ne felsefenin doğrularından ne edebiyatın güzelliklerinden ödün verebiliriz. Denemede aşk vardır, anılar vardır, kişinin kendiyle ve dünyayla hesaplaşması vardır, umutlar ve düş kırıklıkları vardır. O bazen öyküye çalar, bazen şiiri andırır, bazen resmi bazen yontuyu düşündürür. Gönül gözüyle dizisinin bu yedinci kitabında Afşar Timuçin felsefeyle edebiyatı buluştururken insanın temel sorunlarına ayrıştırıcı bir gözle bakıyor, özellikle ahlak sorunlarını enine boyuna tartışıyor. Herbiri bağımsız kısa yazılardan oluşan bu kitapta günümüz insanının yoksunluklarını ve özlemlerini, yenilmişliklerini ve kavgalarını akıcı bir dille anlatılmış bulacaksınız. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 312 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 200 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 1. Hamur Basım Tarihi Prometheus yenik değil, yalnızca kararlıdır. Düşmüş bir ruhun belirtilerini taşımaz ruhu. Bildiği yolda ilerler, bildiği yolda ilerlerken başına geleceklere hazırdır. Doğruyu gerçekleştirmek, ama nasıl olursa olsun, onun ilkesi budur. Yapılması gerekeni yapmak onun temel yönelimidir. Amacını gerçekleştirdikten sonra başına gelenler belki de yıpratmamıştır onu. Tanrıların doğrusu doğrunun ta kendisi olmayabilir. Seçme şansını insana da vermek gerekir. Bilinç ya da ateş insanın da hakkı olmalıdır. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 152 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2002 SENDEDİR GÜZELLİĞİM Kim sezebildi fırtınayı Ardından gelen durgunluğu da O sessiz gecede gül bahçesi Üstünde bir de yarım ay Doğan günde bir çingene şenliği Gözden çıkarmıştım çok şeyi Güne gün geceye gece Çekip giderdim bilmediğim Görmediğim duymadığım ülkelere İçimde bir bayram sevinci Yangınlar mı çıkarmadam kendimde Kentler kurup kentler mi yıkmadım Tanrılar bile derleyemez Göçküncüyü doğuştan sevmeyi Gün oldu dağlara vurdum gittim Gün oldu çöllere sürdüm kendimi Bir yerlerden aldım diyelim haklı Sendedir güzelliğin Afşen Timuçin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 104 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2011 Edebiyat felsefesinin kavuşma noktasında deneme türü kendini gösterir. Montaigne’den bu yana deneme yazarları sanatçı inceliğiyle, düşünür derinliğini bütünleştirmeye çalışıyorlar. Afşar Timuçin Gönül Gözüyle dizisinin bu beşinci kitabında yer alan denemelerinde de şiire yatkın bir dille hem ülkemizin hem dünyanın temel sorunlarına ışık tutmaya çalışıyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 207 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Bugünümüz dünümüzden süzülüp gelmiştir, onun bir türevi ya da bir uzantısı gibidir. Bir ölçüde onunla özdeşleşir bir ölçüde de onunla tersleşir. Dün yapıp ettiklerimiz dünde gömülüp kalmıyor, bugünümüzü derinden etkiliyor. İnsanoğlu üç boyutlu bir zamansallıkta yaşarken kendini dünle yarın arasında bir geçiş yeri gibi algılar. Aysel’in dün yaşadıkları onun yanlışı mıdır? Her edimimizi doğru ya da yanlış diye belirleyebiliyor muyuz? Yaşanan yaşanmıştır şimdiki duygularımızda ve düşüncelerimizde dün yaşadıklarımızın izleri vardır. Bugün yanlış diye belirlediğimiz şey daha önce bize yanlış gelmemiş olabilir. Hangisi doğru deseler ne diyeceğiz? Yargılamaktan çok anlamak önemli olmalı. Anlamak istemek ve istememek diye bir şey de var elbet. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 144 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Gönül Gözüyle Dizisi’nin bu dördüncü kitabında Afşar Timuçin insan sorunlarına bir felsefe adamı gözüyle bakıyor, yaşamın umutlu görünümleriyle acılı yüzlerini titiz bir eleştirmeci tutumuyla inceliyor. Bu kitapta insan ruhsallığına her zaman ayrıştırıcı bir anlayışla yönelen yazarın ahlak konularındaki irdelemeleri ilginizi çekecektir. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 239 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Ölümü geciktirmek de genel olarak insanların bir türlü vazgeçemediği bir tutumdur. Ölümcül hastayı, ölümün eşiğine gelmiş kişiyi acılar içinde biraz daha kıvrandırmak bencilliğimizin yani zayıflığımızın bir sonucudur. Özellikle yaşını başını almış ve gitme zamanı gelmiş insanlar için ölümü yalnızca doğanın kaçınılmaz bir buyruğu olarak görmek ve bunu zorla ileriye atarak kendimizi rahatlatmak bana pek insana yaraşır bir tutum gibi görünmez. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 207 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi İnsanı zayıflıklarından arındırmaya kalktığınız zaman yaşam elinizden kaçıverir. Sanatın işi insanı olduğu gibi görmek ve göstermek değil midir? Afşar Timuçin bu öyküler toplamında halk insanlarının yaşamından kesitler sunuyor. Gülünçlü olanla acılı olanın içiçe geçtiği bir dünya... Bir yanından gülünç görünen öbür yanından acıyı duyuracaktır. Bu küçük insan serüvenleri yıllarca halk insanlarıyla birlikte yaşamış bir halk insanının gözlemlerinden oluşuyor. Halkın uzağında yaşayanlar burada anlatılanları salt bir kurgu ürünü olarak görebilirler. Bu öykülerin kurgusu uzun uzun yapılmış gözlemlerin sonucudur. Yaşanmış ve düşünülmüş olanın... Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 128 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Afşar Timuçin yarısı deniz gören bir pencereden bakıyor, bize gördüklerini anlatıyor. Bu küçük öykülerde yaşamı kendine göre düzenlediğini sanan o büyük insan tipleri yok. Sanki bir kamera dolaşıyor aramızda, oradan buradan görünümler çiziyor. Dünyanın derin gizlerine varmayı düşünmeden kendi tek kişilik yaşamını sürdürmeye çalışan sıradan insanlar... Ne var ki herbirinde insan olmanın derin anlamları yansıyor. Küçük sevinçler, küçük kurnazlıklar, küçük heyecanlar... Sıradan kişiler olmanın güzelliği içinde dünyayı biraz da bir gülünçlü serüvenler ortamına döndürenler... Bir bakıma bu ülkenin bir bakıma tüm dünyanın insanları... Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 112 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2009 Kırlangıçlar da bize mi benziyor? Onlar da bizim gibi sevildiklerini anlayınca umursamaz olma oyununu mu oynamaya başlıyorlar? İnsan yaşamı oyunlarla dolu. İnsan yaşamı ayrıca gizlerle dolu. İnsan dediğimiz o çetrefil varlığı derinden yakalayabilmenin tek yolu onun davranışlarını özenle gözlemlemek değil midir? Afşar Timuçin bu öyküler toplamında insanlık durumlarıyla ilgili bilgece yargılar ortaya koymak yerine tam anlamında bir davranış gözlemlemesine yöneliyor. Ortaya çıkan gülünçlü görünümler biraz da bütün bir insanlığın gariplikleriyle ilgilidir. Buradakilerin ya da başka bir yerdekilerin gariplikleriyle... Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 135 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi İntihar birini ya da birilerini cezalandırmak anlamı taşımıyorsa bir tartışma biçimidir, bir kendiyle ve başkalarıyla hesaplaşma biçimidir. Bu tartışma bu hesaplaşma yaşam gerçeğini daha açık ve daha belirgin görmemizi sağlayabilir. Fatma yaşamının büyük bir yanlışı saydığı ve bir takıntı durumuna getirdiği bir yaşantısıyla intihar duygusallığı içinde hesaplaşır. Önemli olan bize en uygun olanı en yaraşır olanı seçebilmektir. Hepimiz isteriz bunu. Fatma takıntısından kurtulmak zorunda, ölerek ya da yaşayarak... Her zaman daha iyiyi bulma çabası içinde olabiliyor muyuz? Ne yapıp yapıp geçmişi sırtımızdan atmayı öğrenmemiz gerekir. Yaşamı bir yanlışımızla ya da yanlış saydığımız bir şeyle değişmek doğru mu? Yaşamayı seçmek ölümü seçmekten daha anlamlı olmalı. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 211 En / Boy 13,5 / 20 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi BİR YAZ GÜZELLEMESİ Mavi karanlığı sessizliğe boyar Gücünü kırar ayazın bir düşte bir kurguda ha duruşu Onunla ilgili tek gerçek bilgi Kırlangıçlarla konuşmuş olduğumdur Saçımın her teli ince Bir ışık çizgisidir uzun yazlardan Doğanın gizlerinden geçerek Papatyalarda karşı bakışımı Tutkuyu süzen dar zamanlarda Dudaklarımın değdiği kokusunda Dökülen su incileri yeni gündoğumları Kıskandım nice özlemleri Siler korkularım tepeden tırnağa Yırtar yamaçlardan süzülür Ölmezliği andıran duruşu O baktı mı hariteler değişir Masallar gerçek alım o güldü o güldü mü Afşar Timuçin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 72 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Bu kitap Afşar Timuçin'in daha önce yayımlamış olduğumuz Estetik adlı kitabının ikinci cildi ya da devamı gibidir. Estetik çağdaş estetiğin kurumsal düzeyde özgün bir yorumunu getiriyordu, bu kitap çağdaş estetiği uygulamaya açıyor. Birinde yöntemler konu ediliyordu, bunda yöntemler yönelmeyen kuramsal düşünce çağdaş estetik açısından tam anlamında bir verimsizliktir. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 219 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Akşamın binbir rengi Deli bir tekne olur yüreğimde Nerede gül beyazı balıklarım Deli bir tekne olur yüreğimde Bütün yaşadıklarım Ve bütün yaşamadıklarım Alır başımı açılır Kuşlar gibi ne varsa içimde Yasalarını bile duymadığım Alır götürür beni Adını ve yerini bilmediğim Uzaklara bırakır Bir akşam vakti sana sarılaşım Deli bir tekne alın yüreğimde Haydi gidiyoruz der Derken buluşur dudaklarımız Birden papatyalar içimde Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 64 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2003 En güzel şeylerimin yorgunuyum En güzel yerlerine sakla beni Ölümleri andırsın sakın korkma İyice ört üstüme her şeyini Mağaralarında barındır beni Kim sorarsa sorsun burada deme Derin uykulara daldır düşüncemi Bembeyaz yağmurlar yağdır içime Beni rüzgarlara ver sürülere kat Kandır göçmen kuşları bu da bizden de Karların altına gizle sulara karıştır Zamana bir gün diye ekle beni Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 70 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2003 Yaşam öngörülerimizle olduğu kadar raslantılarla ilerliyor. Bir karşılaşma yaşamımızın akışını bir çırpıda değiştirebiliyor. Bir de bakıyoruz yolumuza hiç beklemediğimiz biri ya da birileri çıkıvermiş. Ne kadar istemli olursak olalım her şeyi gönlümüze göre düzenleyemiyoruz. Buluşmalar kavuşmalar bize iyilikler de içinden çıkılmaz sorunlar da getirebiliyor. Yaşam koşulları bizim tasarılarımızla bazen uyuşuyor bazen tersleşiyor. Yarına başlamak iki eski arkadaşın yıllar sonra bir vapur yolculuğunda karşılaşmasıyla gelen ilginç olaylar üzerine kurulu. Öykü iyiden iyiye kirlenmiş bir dünyada tertemiz kalmayı bilmiş kendi halinde iki kişinin, Ayşe’yle Hüseyin’in öyküsüdür. Onurlu insanların kendileriyle ve dünyayla hesaplaşması da diyebiliriz buna. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 159 En / Boy 13,5 / 20 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Afşar Timuçin bu yeni kitabında, yeni şiirimizin oluşum ve gelişim sürecini Tanzimat döneminden alıp 1960 kuşağına kadar getiriyor, böylece bu çok genç şiir atılımının ayrıntılı bir incelemesini ortaya koyuyor. Aşağı yukarı yüz yılı içine alan bu yeni şiir serüveninde özellikle yapı taşları niteliği taşıyan şairleri geniş bir çerçevede irdeliyor ve eleştirisini pekçok örnekle doğruluyor. Bu eleştiri kitabının şifre tutkulu aydınlar kadar bizim yeni edebiyatımızı öğrenmeye hevesli gençleri de ilgilendireceğine inanıyoruz. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 280 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2003 Afşar Timuçin ayrı ayrı makalelerden oluşan bu kitabında özellikle bilinç sorunlarını ele alıyor, bilinçli bir varlık olarak insanın dünyadaki yerini, ölüm karşısındaki trajik durumunu, sorumluluklarını, toplumsallığın koşullarını inceliyor. Bu yazılarda, insan, kendi yazgısını yaratan, dıştan dayatılan her şeye eleştirici ve gerektiğinde karşı koyucu bir tutumla yönelen bir düşünce ve eylem gücü olarak belirleniyor. Bu yazılar sürü ahlakından toplum ahlakına geçişin zorluklarını ve gereklerini göstermeye çalışıyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 152 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Sen Çocuksun Çocuğun gözlerindeki dünyalar Bizim dünyamız değil Sen güzel ilkyazların çocuğusun Sen masalsın sen çiçeksin sen yağmursun Sen gemilersin kıyılarda Çocuğum biz büyüğüz sen çocuksun Sen çocuksun ellerin Akar bütün sularda Uçurur göklere bütün uçurtmaları Sen çocuksun bilirsin turnaları Sen çocuksun güneşi anlarsın Sen çocuksun ustasısın denizlerin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 99 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Ben alınyazımı kendim yazmak isterim İstemediğim şey yazgım olmaz benim O bir oya ben onu işlemişsem Ancak onun sularıyla çoğalır denizlerim Göklerim artık onun mavisine koyarım Artık onun yeşiliyle yeşeririm çiçeklerim Sevinçlere bir kanat vuruşla gidecekken Onun maviliklerinden geçebilmek isterim Ben alınyazımı kendim yazmak isterim İstemediğim şey yazgım olamaz benim Afşan Timuçin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 211 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Yağmur Arkası Yağmurlar yağdı ve hiç dinmedi Herbiri saydam çiçeklenen saçında Yağmurlar daha çok pencereler içindi Öksüzdüm gözyaşıydım dudağında Bir sancıydım boğuk akşamlar gibi Büyüdükçe büyüdü isli ve yalnız olmak Kirazını soldurdu ağaçların Nasıl devrildi taşlar üstümüze Çoğalan nasıl boydanboya kuşkular Kar dizboyu ölümü sokakların Ezgiler sabahlarda eriyecek Gözlerin uykumda yeşerir durur Kalsam çağlar boyu yokluğunun kapısında Yaşamak bunca umuda yeniden varmak olur Ölmek seni duymamak bir gün daha - Afşar Timuçin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 80 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi AŞK Aşk dediğin ince iş Ben onun beceriksiz kuyumcusu Aldım elimle işledim kaç zaman Kaç kere kırdım dağıttım Neler çıktı içinden Sonra bir kez daha denedim Denemekle olmuyor Denemezsem hiç olmaz Onu da iyi anladım Aşk dediğin zorlu iş Aşk dediğin ince ip Çekmesem de kopuyor Belki de eğip bükmeli Ben yanlış yaptım okşadım Aşk dediğin bir garip Dokunmadan eriyor Afşar Timuçin Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 68 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi AYIŞIĞI Sulara in ayışığı ara kendini En güzel zamanlarda gerçekleştir Bulunmaz anlatılmaz güzelliğini kendince özlemi dile getir Tutkuları sevinçleri tanımla Bir ormanın korkulu görünümünü Vuruşunla baştanbaşa değiştir şunu iyi düşün ayışığı Hiçbir şey kendiliğinden güzel değildir Derin göklerden demet parlaklığını Işıltım eşsiz bulutlardan süz Şimşinlerin üstünde ra sessizliğini Sen kavgacısın susmaya acı çekmeyi Gerektiğinde gözden çıkarmayı bilirsin Sen yığ coşkunluğunu kuytulara Anlamını direncinle tanımla Yorgunsan seril uyu ovalara Unutma hiçbir doğru senden güzel değildir - Afşar Timuçin- Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 88 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2002 Şiirleriyle olduğu kadar deneme yazılarıyla da tanıdığımız Afşar Timuçin’in gazete yazılarının birinci cildini daha önce yayımlamıştık. Bu ikinci ciltteki yazılar da birinci cilttekiler gibi sıradan, güncel sorunlar çerçevesinde sıkışıp kalmadan felsefenin, ruhbilimin, estetiğin, tarihin sorunlarına yöneliyor. Bu kısa ve özlü yazılarda deneme türünün ilginç örneklerini bulacaksınız. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 189 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2005 Edebiyatımızın en büyük adlarından biri olan Sabahattin Ali’nin yapıtları üzerine yapılmış araştırma ve inceleme çalışmalarının sayısı çok değildir. Topraklarımızın yetiştirdiği bu evrensel değerin öyküleri ye romanları bu kitapta ayrıştıncı bir gözle teker teker ele alınıyor. Yazarın övgü düzeyinde kalmadığını, titiz eleştirilere yöneldiğini göreceksiniz. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 104 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 96 En / Boy 13 / 19 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2013 Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 119 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Nahit Kayabaşı Afşar Timuçin’le “Bulutlar Deniz Kokar” üzerine yaptığı söyleşide bu kitaptaki şiirler için “1997-2001 yıllarının şiirleri bunlar. Hikmet burcundan süzülüp gelen 72 şiir... İnsanı araştırmayı odak alan, insanın yaşam içindeki durumlarını/duruşlarını yansıtmaya çalışan, düşünce yüklü şiirler...” demektedir. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 96 En / Boy 12,5 / 19,5 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 162 En / Boy 13,5 / 20 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi . Afşar Timuçin ayrı ayrı makalelerden oluşan bu kitabında özellikle bilinç sorunlarını ele alıyor, bilinçli bir varlık olarak insanın dünyadaki yerini, ölüm karşısındaki trajik durumunu, sorumluluklarını, toplumsallığının koşullarını inceliyor. Bu yazılarda, insan, kendi yazgısını yaratan, dıştan dayatılan her şeye eleştirici ve gerektiğinde karşı koyucu bir tutumla yönelen bir düşünce ve eylem gücü olarak belirleniyor. Bu yazılar sürü ahlakından toplum ahlakına geçişin zorluklarını ve gereklerini göstermeye çalışıyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 168 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2004 Edebiyatımızın yapı taşlarını düşündüğümüzde ilk akla gelen kişilerden biri de Sait Faik’dir. Öykü sanatının bu büyük ustası gerçek bir insancı ve kılı kırk yaran bir gözlemci olarak bu ülke insanının yaşam değerlerini her yönüyle tartışmış bir düşünürdür. Onun öykülerinde özellikle İkinci Dünya Savaşı’yla gelen sıkıntıların yansılarını buluruz. Sait Faik gerçek bir İstanbul insanıdır. Onun İstanbul’u bütün güzellikleriyle olduğu kadar bütün açmazlarıyla İstanbul’dur. Afşar Timuçin bu kitabında Sait Faik’in öykücülüğünü bütün yönleriyle ele alıyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 68 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Gönül güzüyle dizisinin bu altıncı kitabında da Afşar Timuçin bu topraklarda yaşayan insanların dilekleriyle, kaygılarıyla, sıkıntılarıyla, sevinçleriyle ilgili konuları insanlığın temel sorunları çerçevesinde ele alıyor. Felsefenin şiirle ve şiirin gündelik yaşam görünümleriyle iç içe geçtiği bu deneme yazıları açık ve aydınlık anlatımıyla ilginizi çekecektir. Umudun kırılmışlıkla ve inancın boşvermişlikle yan yana yaşadığı bu ortamda bu deneme yazıları yalnızca bir şeylere ışık tutmak istiyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 207 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Daha önce üç ayrı estetik kitabını yayımladığımız Afşar Timuçin gene estetikle ilgilibuyenikitabında kuram ve uygulama ilişkisi bağlamında birbiriyle örtüşen iki temel konuyu, "anlam" ve "yorum" konularını ele alıp inceliyor, bunu yaparken kuramsal bilgilere yöneldiği gibi sanatın çeşitli dallarından ve çeşitli sanatçıların yapıtlarından örnekler veriyor, bu arada estetiğin temel kavramlarına açıklık getiriyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri Sayfa Sayısı 215 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Leibniz felsefesi XVI¬I. yüzyıl felsefelerinin en önemlilerindendir. Descartes ve Spinoza felsefesiyle bir bütün oluşturur. Bacon ve Locke’un tersine bu üç filozof tam anlamında dizge filozofları oldular, düşüncelerini ussal bir bütünlükte ortaya koydular; görüşlerinin çelişki barındırmamasına, tüm insan ve evren sorunlarını kavramasına özen gösterdiler. Leibniz Yeni deneme adlı çalışmasının geç yayımlanmasının da etkisiyle gününde yeter ilgiyi görememiştir. Bu ilgisizliğin bir nedeni de o dönemde Almanya’nın kültür açısından Avrupa’nın ileri ülkeleri arasında sayılmayışı olabilir. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 110 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Estetik XIX. yüzyılın başlarından bu yana bilim olma yolunda ilerliyor. Daha önceki zamanlarda felsefenin yöntemleriyle düşünen ve bu anlamda daha çok bir sanat felsefesi özelliği gösteren estetik giderek kendi konusunu ve yöntemini oluşturmaya başladı. Bu yeni bilimin temel kavramları ve yöntemleri üzerine bir elkitabı niteliğinde olan bu çalışma yeni başlayanlar için de konuya yabancı olmayanlar için de aydınlatıcı özellikler taşıyor. Daha önce Estetik ve Estetik Bakış adlı yapıtlarını yayımladığımız Afşar Timuçin bu çalışmasında konunun son derece kolay anlaşılmasını sağlıyor. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 77 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 117 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Afşar Timuçin bu kitabında eğitim sorunlarını bütün boyutlarıyla tartışıyor. "Eğitim Üzerine Kendimle Konuşmalar"ı yıllarını eğitime vermiş bir eğitimcinin bilgileriyle örülmüş bir klavuz kitap olarak değerlendirebiliriz. Bu kitap öğretmenlerle öğrencilerin olduğu gibi annelerin ve babaların da kitabıdır. "Eğitim Üzerine Kendimle Konuşmalar"ı okuyunca eğitimin bir bilim konusu olduğu kadar bir sanat olduğunu düşüneceksiniz. Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 200 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi .2007 Bugün seninle bu toplumda çokça gereksinimimiz olan bir şey üzerine, terbiye üzerine konuşalım istiyorum. İki kavramı, Afşar Timuçin bu kitabında iki kavramı; ahlak kavramıyla terbiye kavramını irdeliyor. "Ahlakta insan kendini ve başkasını bir değer varlığı olarak görür ve bilinçli bir biçimde ona göre davranır. Başkasına zarar vermeyen, başkasını eşyaya indirgemeye yönelik olmayan, başkasını hiçe saymayan her davranış ahlaklı davranıştır. Terbiye başkasını değerler çerçevesinde zorlamayan ya da rahatsız etmeyen, bana uyguladığı zorlama ya da bana verdiği rahatsızlık yalnız davranışlarla ilgili olan herhangi bir tutumdur." Basım Dili Türkçe Basım Yeri İstanbul Sayfa Sayısı 221 En / Boy 13,5 / 21 Kağıt Cinsi 2. Hamur Basım Tarihi Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın. Anasayfa / Edebiyat Kitapları / Biyografik ve Otobiyografik Kitaplar İnsanlığa Adanmış Bir Ömür Afşar Timuçin`in Hikayeciliği Hakkında Bilgiler Türü Biyografik ve Otobiyografik Kitaplar Sayfa Sayısı 224 ISBN 9786257431668 Kapak Ciltli Ürün Özellikleri Ödeme Seçenekleri İnsanlığa Adanmış Bir Ömür Afşar Timuçin`in Hikayeciliği Kısa Özet *Kimi geriye bakmayı kimi ileriye bakmayı sever, ben ikincilerdenim. Bugün için gerekli olan nesnel bilgilerin dışında geçmiş beni ilgilendirmiyor. Kendi geçmişimden çok insanlığın geçmişi bana yakın.* Timuçin, 2014 9 diyerek hayat anlayışını ortaya koyan Afşar Timuçin, 1939 yılında Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babasının memuriyeti dolayısıyla sürekli şehirden şehire dolaşmışlardır. Ülkenin içinde bulunduğu zor koşulların da etkisiyle, birçok imkânsızlığı içinde taşıyan bir çocukluk geçirmiştir. O daha ilkokuldayken, adeta ikinci annesi gibi olan anneannesinin ölümü, onu oldukça etkilemiştir. Bundan bir süre sonra babası emekli olmuş ve babasının eski bir arkadaşının çağrısına uyarak Adana’ya, dört yıl boyunca kalacakları şehre yerleşmişlerdir Timuçin, 2014 10-16.

afşar timuçin in bir romanı bulmaca